Kitap Tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2011 Perşembe

The Secret - Sır #7

Hazır derslerim muhteşem yoğunluğuna ulaşmamışken bu fırsatımı değerlendirmek istedim ve okul kütüphanesinin yolunu tuttum. Geçen dönemlerde de sürekli karşıma çıkan ve her defasında elime alıp baktığım ama nedense bir türlü alıp okuyamadığım bir kitap. Neden mi bahsediyorum? The Secret, yani Sır...

Okuduğum güzel mi güzel kitaplardan bir tanesi oldu kendisi... "Düşünce gücümüz"le neleri başarabildiğimiz ve tüm bunları nasıl gerçekleştirdiğimiz, değişik kişilerin görüşleriyle harmanlanıp bizlere sunulmuş. Çok fazla açıklamaya gerek duymuyorum...Buyrun, sizi daha fazla bekletmeden kitapta yer alan bazı cümlelerin yanına alayım :


Kitabın Adı : The Secret
Yazarı : Rhonda Byrne
Türkçeye Çeviren : Can Üstünuçar
Editör : Pantha Nirvano
Sayfa Sayısı : 198


1- Hayatınıza giren her şeyi, kendinize çeken siz kendinizsiniz...Bunu, zihninizde tuttuğunuz imgelerin erdemiyle,düşüncelerinizle yapıyor;zihninizden geçirdiklerinizi kendinize çekiyorsunuz.
2- Evrenin kusursuz düzeni,yasamınızın her anı,yaşadığınız her deneyim bu yasaya gore belirleniyor. Kim olursanız olun,nerede yasarsanız yasayın;tum yasantınız cekim yasası tarafından sekillendirilirken,bu herseye muktedir yasa,düşünceleriniz aracılığıyla isliyor. Çekim yasasını harekete geciren ise siz kendinizsiniz ve bunu düşüncelerinizi kullanarak yaparsınız.
3- Dilediğinizi kafanızın icinde sekilendirip, baskın düşünceniz haline getirdiğiniz taktirde onu mutlaka hayata geçirirsiniz.
4-Çekim yasası "benzer benzeri ceker" derken, sahip olduğunuz düşüncelerin,benzerlerini de kendinize çektiğinizi ifade eder.
5- İnsanların istediklerini elde edememelerinin tek sebebi,olmasını istedikleri şeyler yerine,olmasını istemedikleri şeyler uzerine düşünüyor olmalarıdır.
6- Olumsuz cümleler kurduğunuzda çekim yasası bunları şöyle kaydeder: 
a- "Sacımın kotu kesilmesini istemiyorum." / "Sacımın kotu kesilmesini istiyorum."
b-"Ertelenmek istemiyorum." / 'Ertelenmek istiyorum.'
c-O insanın bana kaba davranmasını istemiyorum. / " Onun ve başkalarının bana kaba davranmasını istiyorum."
7- Çekim kuvvetleri uykuya dalmadan önce düşündüklerimiz uzerinde çalışmaya devam ederler.Uyumadan önce iyi şeyler düşünmeye çalışın!
8- Bilmeniz gereken: Olumlu bir dusuncenin,olumsuz bir düşünceden yüz kat daha güçlü olduğunun ispatlandıgıdır.
9- Sizin ısrarla düşünerek çağırmadığınız hiçbir şey yaşamınıza giremez.
10- Gün boyu endişelenip kaygılandığınızda,bu duyguları artırarak hayatınıza cekersiniz.
11- İyi şeyler hissettiğinizde,Evren'den size geri gelen haber:"İyi şeyler düşünüyorsun"olur. Boy lece,hissettiğiniz olumsuz duyguların,Evren'in sizinle kurduğu bir iletisim olduğunu soyleyebiliriz.Evren size;"Dikkat!Su an düşündüğün şeyi değiştir.Olumsuz frekans kayıtta.Frekansı degistir.Dikkat!Geri sayım başlamıştır" diyor.
12- Güne güzel baslar ve o mutluluk duygusu icinde kalırsanız,herhangi bir şeyin ruh halinizi değiştirmesine izin vermediğiniz surece, çekim yasası geregince,yaşadığınız mutluluk duygusunu sürekli kılacak birçok durumu ve insanı kendinize cekersiniz.
13- Yaratım Sureci'nin,istediğiniz her şeyi yaratmanıza yardımcı olmak için uc basit adıma ayrılmıştır:iste,inan ve al.
14- İnanmak;istemiş olduğunuz şeyi şimdiden elde etmiş olduğunuzu düşünerek,öyleymiş gibi konuşup,öyleymiş gibi davranmayı da gerektirir. İsteklerinizi elde etmiş gibi frekans yaydığınızda,çekim yasası insanları,olayları ve koşulları harekete geçirerek arzunuza kavuşmanızı sağlayacaktır.Elde etmek aşaması ise,dilediğiniz gerçekleştiğinde hissedeceklerinizi hissetmeyi gerektirir. Şu an kendinizi iyi hissetmeniz,sizi dileginizle aynı frekansa getirir.
15- Kilo vermek için,"kilo vermeye" odaklanmak yerine,size goremukemmel kilonuz neyse ona odaklanın. Kendinizi mükemmel kilonuzdaymıssınız gibi hissettiginizde,bu kusursuz kiloyu kendinize cagıracaksınız.
16- Gununuzu,o gun yasamak istediklerinize dair onceden dusunerek tasarlayın,boylece hayatınızı da istekleriniz dogrultusunda tasarlamıs olacaksınız.
17-Her gunun sonunda,uykuya dalmadan once,o gun yasadıklarınızı dusunmeyi onerir ve istediginiz gibi gitmeyen bir olay ya da an olduysa,bunu da zihninizin icinde sizi mutlu edecek bicimde gelismis gibi yeniden dusunmenizi soyler, Neville Goddard.
18- Cekimi asıl yaratan,sadece goruntu veya dusunce degil,bunları hissetmektir. Bircok insan;"Olumlu seyler dusunmem ya da istedigimi aldıgımı zihnimde canlandırmam yeterli"diye dusunuyor; ama boyle yaparken,bolluk ve bereketi,sevgi ve sevinci hissetmezseniz,cekim kuvvetini olusturamazsınız.
19- Kendinizden siz sorumlusunuz.Once kendinizi donatmadıgınız surece,baskalarına verecek bir seyiniz olmaz.
20- Sizi yasamak istediklerinize goturecek kısayol, su an mutlu OLMANIZ ve mutlulugu HISSETMENIZDIR!

Keyifli okumalar...

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Ne Okuyorum - 5 ve 6

Okuduğum kitaplar hakkındaki paylaşımlarım bir dağ görünümüne erişmeden, onlar hakkındaki yorumlarımı yazsam hiç fena olmaz dedim ve oturdum bilgisayarımın başına... Hava her zamanki gibi çok sıcak. Sabah saatlerinde beni çileden çıkarmaya başladı bile!

Geçtiğimiz "Ne Okuyorum" yazısından bu yana iki kitap bitirdim. Şuan üçüncüsünü okumaktayım. Hatta onu da yarılamış bulunuyorum :) Bahsedeceğim iki kitap da tam çerezlik! Çerezlik dediysem az sayfa değil tabiki -bana göre-. Ancak okuması açısından insana zorluk çıkarmayacak türlerden.  Benden size, yaza özel, hafif kitapların tanıtımına doğru geçiş yapalım:

Ne Okuyorum - 5 : " Bir Yaz Gülüşü "

Yaz mevsiminde olunca insanın ister istemez eli, 'Yaz'ı anlatan kitaplara dokunuyor. İnsanın içini cıvıl cıvıl yapmasına yardımcı olmuyor da değil hani.

Uzun lafın kısası Arka Kapak :

Bir Yaz Gülüşü - Iris Johansen

Çok genç olmasına rağmen Zilah Dabala'nın acı ve üzüntü veren bir geçmişi vardır. Her sorunu tek başına halledebileceğine inanmaktadır. Bir terörist grup tarafından rehine olarak kaçırılmış olmasına rağmen yardım almadan kurtulabileceğini düşünmektedir… Ama Daniel onu kurtarmaya kararlıdır. Kaçışları, ikisinin de daha önce bilmediği duyguları ateşler.
Daniel Seifert dünya çapında yüksek riskli koruma görevleri yaparak hayatını tehlike ile iç içe yaşamaktadır. Ama bu sefer kurtarması gereken genç kadının fotoğrafına bakarken kader oyununu oynamaya başlamıştır. Kadının sıcak gülümsemesi, hayatı boyunca aradığı şeyi bulduğu hissini vermektedir.
Fakat Daniel, Zilah'ın geçmişteki trajik sırrını öğrendiğinde, onu sonsuza dek kaybetmekten korkar. Ölümü birçok kez alt etmiş, karşısına çıkan zorluklarla başa çıkabilmiştir ama genç bir kadına aşkın iyileştirici gücünü öğretmeyi becerebilecek midir?
Yazar : Iris Johansen
Yayınevi : Martı Yayıncılık
Sayfa Sayısı : 246

Kitabın içeriğinde okuduğunuz gibi yoğun bir aksiyon, savaş, patırtı, gürültü söz konusu değil. Teröristler tarafından rehin alınan Zilah adlı 21 yaşındaki genç bir kızın, muhteşem organize sonucunda Daniel tarafından kurtarılması ve gelişen diğer olaylar anlatılıyor.

Karakter tahlili yapacak olursam : Daniel güçlü, kararlı, pek yakışıklı olmayan; ancak nedeni bilinmeyen bir çekiciliğe sahip, kimi zaman oldukça kaba olabilen bir adam. Zilah ise henüz hayatının baharında olması gerekirken acı tecrübeler yaşamış, geçmişinde yaşadığı olayların kirini üzerinden atmaya çabalayan bir genç kız...

Sonuç olarak Daniel ve Zilah arasındaki ani çekim gücü ve bunun getirdiği sonuçlar... Olumlu ya da olumsuz sonuçlar gibi kitap hakkında detay verici bilgilerden sakınıyorum. Yaz aylarında ağır yemeklerin midemize oturmasını istemediğimiz gibi, konusu ağır kitapların da akıl sisteminizi çökertmesini istemiyorsanız tam sizlik derim.


Ne Okuyorum - 6 : " Yıllar Sonra "


 
Yıllar Sonra - Sandra Brown

Elliden fazla romanıyla New York Times'ın en çok satan romanları listesine giren Sandra Brown, milyonlarca okuyucusunu, romanlarında konu ettiği kaderin güzel cilveleri ve karizmatik aşklarla, eserlerine bağlamaktadır. Bu klasik hikayede, romanın kahramanı olan kadın yıllarca platonik aşkla sevdiği adamla yıllar sonra hiç beklemediği bir anda karşılaşır ve sonunda kavuşacağı mutluluk şansını hayatını mahvedecek bir sırrı söyleyerek elinden kaçırmak zorunda kalır...

 
Yazar : Sandra Brown
Yayınevi : İlyada Yayıncılık
Sayfa Sayısı : 245

O sırrın ne olduğunu benim söylememi istemezsiniz değil mi? :) Aslına bakarsanız hemen söyleyebilirim. Kitapta da birkaç sayfa sonunda bunun ne olduğunu öğrenmiş olacaksınız. Ancak ben yine kuralı bozmak istemiyorum ve sizin merakınıza bırakıyorum... Kitap biraz pembe dizi tadında. Olay örgüsünün nereye varabileceğini hemen tahmin edebiliyorsunuz. Sizi bu konuda zorlamıyor.

Bu kitapları tercih etmemdeki sebep, "New York Times Bestseller"ı olmasından ötürüydü. Ancak her iki kitap için şunları söyleyebilirim: İnsana hiçbir katkıda bulunmuyor. Bizim toplumumuza göre fazla olan bazı değerler oldukça açık bir dille tasvir edilmiş. Hatta bu kitaplara belirli bir yaş sınırının dahil edilmesi gerektiğini bile düşünüyorum! Bir diğer olumsuz tarafı ise şöyle; özellikle ilk kitapta yazım hataları oldukça fazlaydı. Bazen sinir bozucu hale bile getirebiliyor insanı. Neyse ki sahip olduğumuz güzel Türkçemizle bu sorunu tek başımıza çözümleyebiliyoruz :)
Bu kadar olumsuzluk tek bir kitapta toplanabilir mi diyenleriniz olabilir. E tabii haklılar. Ancak sizlere olumlu taraflarını söyleyip, yazımı pozitif bir şekilde sonlandırmayı planlıyorum...
Dediğim gibi; konu açısından çok ilginç kitaplar olduğunu söyleyemem. Ancak güzel bir şekilde kurgulanmış ve okuması kolay, akıcı kitaplar...

Lafı daha fazla uzatmıyorum ve tercih edenleri kitaplarıyla baş başa bırakıyorum :)

Keyifli okumalar...


2 Ağustos 2011 Salı

Ne Okuyorum - 4

Merhaba Blogger'ın en tatlı okuyucuları! :)

Biliyorum, bu postum için uzun bir zaman harcamam gerekti. Bir türlü bitmek bilmeyen kitabımı sonunda Bİ-TİR-DİM !! Alkış istiyorum lütfen :)




Arka Kapak :

2007 yılında İngiltere'de en iyi yüz kitap arasına giren "Ölü Ruhlar", insanın yalnızlık duygusunun altında yatanları oldukça sert bir şekilde bize gösteriyor.

İran'da bembeyaz karlar altında bir şehir... Sert bir iklimin, çetin
doğasında, buz tutmuş öfkelerine hapsolmuş, yalnızlıklarında
kaybolmuş, kendi kendini tüketen bir aile... Ve bu aileyi oluşturan bireylerin, okuyanların yüreğini titreten buruk hikâyeleri.

Ödüllü İranlı yazar Abbas Maroufi, okurlarına büyülü bir senfoninin eşliğinde her karesini gözlerinizde canlandırabileceğiniz görsel bir anlatımla tam bir edebiyat şöleni yaşatıyor.

Evet, itiraf etmeliyiz ki "Ölü Ruhlar" bir şaheserdir.

Yazar : Abbas Maroufi
Yayınevi: Etna Kitap Yayınları
Dizi: Roman Dizisi 
Baskı Tarih: Eylül 2010
Sayfa: 317

Bir kitabı okurken hiç bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum. Okudukça sayfalar çoğaldı da çoğaldı ve bitmek bilmez bir hal almaya başladı resmen. Kitabın başlangıcında zaten karışıklık yüz gösteriyor. Neyi anlatmaya çalıştığını anlamaya çabalıyorsunuz.

Kitapta çeşitli bölümler var : Birinci Muvman, İkinci Muvman, Üçüncü Muvman, Dördüncü Muvman ve sonra tekrar 2-Birinci Muvman... Muvman kelimesinin ne anlama geldiğini TDK bile açıklayamıyor. Çeşitli sözlüklere bakıldığında ise, "Klasik müzik'te 'yani seslerin tiz veya pes perdelere doğru hareketi' diyebileceğimiz bölümlerin teknik adı" olarak geçiyor.

Geriye dönük anlatımlar oldukça fazla. Çoğu zaman "Ben buraya nereden geldim?" bile diyebilirsiniz. Üçüncü Muvman'da tam konuyu yakaladım derken, Dördüncü Muvman'da -yanılmıyorsam eğer- film bende koptu. O kısımda tamamen kitapla bağlarımı kopardım. Sadece okumuş olmak için okumaya başladım. Çevirisi de pek iç açıcı değildi zaten.

Şöyle bir kuş bakışı inceleyecek olursam; kitapta, İran'da, bembeyaz karlar altındaki bir şehirde yaşayan dört çocuklu bir ailenin ve çevresindekilerin yaşamından kareler sunulmuş. Bir baba ve onun her şeyine ters düşen sosyalist oğlu Aydın arasındaki düşmansı mücadeleye tanık oluyoruz. Bu düşmansı mücadeleden sıçrayan parçaların, ailenin diğer bireylerine de zarar vermesi ve ziyan olan bir aile hayatı...

Kitabı anlayabilmek için olay örgüsünü kesinlikle kaçırmamanız gerek. Yoksa ilmek bir defa kaçtı mı yazık olur emeğinize. Tıpkı bende olduğu gibi ;-/

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Ne Okuyorum - 3

Son zamanlarda kitap tanıtımı ile ilgili yazılarımın sıklaştığının farkındayım. Bazılarınız bu durumdan şikayetçi olabilir. Olabilir mi acaba? Lütfen beni affedin ;-P

Yeni nesil genç yazarlarımızdan birisi Tuna Kiremitçi. Bugüne kadar elime geçen kitaplarının hepsini zevkle okudum diyebilirim. Anlatış biçimi, insanları konunun içine çekişi oldukça başarılı. Bu sefer "Dualar Kalıcıdır" adlı romanıyla bizleri etkilemeye çalışıyor. Bu romanı, Estonca'ya da çevrilmiş. Estonya'nın Tartu Üniversitesi Türk Dil Merkezi Öğretim Elemanı Hagani Gayıplı tarafından Estonca'ya çevrilen roman hakkında, Postimees'in kitap ekinde, Tiina Tomingas imzalı bir de makale yayımlamış. Kısa bir dipnot düştükten sonra asıl konuya geçiş yapayım.


Arka Kapak Bilgisi :


Tuna Kiremitçi’nin yeni romanı, İkinci Dünya Savaşı’nda İstanbul’a sığınarak hayatta kalmış bir kadın ile günümüz dünyasında yolunu bulmaya çalışan bir genç kızın dostluğuna kulak misafiri ediyor bizi 
Ölümü bekleyen Rosella Galante ile genç Pelin’in hayatları “lüzumundan fazla medeni” bir Orta Avrupa kentinde kesişir
Gönül yaraları ve geçmişteki acıların yanı sıra iki kadını bağlayan çok önemli bir şey daha vardır: Türkçe

Rosella ve Pelin, ikisi için de giderek ilginçleşen bir söyleşinin
içinde bulurlar kendilerini Bu aynı zamanda iki farklı kuşağın,
iki farklı kadının ve iki farklı tahayyülün tanışmasıdır.

---ALINTIDIR.---

Yayın Hakları : Doğan Kitapçılık A.Ş.
177 Sayfa
1.Baskı / Haziran 2007
20.Baskı / Temmuz 2007 / ISBN 978-975-293-592-1 

 
Kitabın türü roman olarak bizlere sunulmuş. Romanın özelliklerini içinde barındırmakla beraber, içinde birbirine geçmiş iki hikayeye yer verilmiş. Kitap, yaşlı kadın ( Bayan Rosella ) ile genç bir kız ( Pelin ) arasında geçen diyaloglar şeklinde ilerliyor. Kendi hikayelerini birbirlerine anlatıyorlar. Bayan Rosella, geçmişte yaşadıklarını ( İkinci Dünya Savaşı'na şahit oluşunu), Hitler zamanında insanların ne tür acılar çektiğini, hangi vaziyet içerisinde olduklarını anlatırken; Pelin ise, gençliğin verdiği heyecan, isyan gibi duyguların ilişkiler üzerindeki yansımalarını bizlere aktarıyor. Yani burada hikayeyi anlatan kişiyi yazar olarak beklerken, durumun böyle olmadığını farkediyoruz. Yazar hikayeyi, bahsedilen iki kişiye anlattırıyor, biz de onların sohbetine dışarıdan ortak olmuş gibi oluyoruz. Kimi zaman kızıyor kimi zaman da tebessüm ediyoruz. " Dualar Kalıcıdır" isminin verilme sebebi de kitabın içinde gayet açık bir şekilde, birkaç kez dile getirilmiş. Daha fazla ayrıntıya girmiyor ve sizi kitapla baş başa bırakıyorum.

Keyifli okumalar...



11 Temmuz 2011 Pazartesi

Ne Okuyorum - 2

Sizlere, geçen seferki postumda, yeni yazımın okuduğum kitapla ilgili olacağına dair ufak bir tüyo vermiştim. Aslında kitap ismini söylemeyi pek düşünmüyordum. Daha sonra herkesin takip edebilmesini sağlayabilmek adına, blogumun sağ üst köşesine okuduğum kitapların resimlerini yerleştirmeye başladım.

Bitirmiş olduğum kitap : " Cumartesi Sancısı "
Dün, akşam saatlerine kadar kitap okudum diyebilirim. Belki aranızda düşünenleriniz vardır, zorla mı okudun filan gibilerinden. Kesinlikle öyle değil. Zaten zorla bir kitabı okumak bana göre değil. Anlayarak okumalıyım mutlaka... Yaklaşık 20 sayfam kalmıştı ve bu kadar az bir sayfayı yarına bırakmak istemediğimden ve de konunun en heyecanlı bölümüne denk geldiğimden elimden bırakmak istemedim ;)



Kitabın ön kapağındaki sözü yazmadan geçemeyeceğim : " Bir kadınla üç şey yapabilirsin; ya onu seversin, ya onun için acı çekersin ya da onu yazarsın." - Lawrence Durrell

Şehrin en işlek caddesinde, bir başıma yaşadığım çatı katındaki evimde olsak… Sabahlara kadar bıkmadan usanmadan yaşadığımız günleri, biz olmayınca yüzünün hiç gülmediğine inandığım çay bahçelerini, gri renkli otobüs duraklarını, tenha sokakları, o yangın zamanları, ders notlarını, amfileri, dostlarımızı, fakülte kantinlerini, hiç ilgimi çekmediği gibi bir şey de anlamadığım ve anlamak için de hiç kendimi zorlamadığım, itiraf etmeliyim ki seni memnun etmek için ilgilenir gözüktüğüm -daha sonra seni hatırlamak için birkaç defa okuduğum- Uygarlık Tarihi'nden konuşsak... Gecenin dördünde çay demlesek… Daha doğrusu, ben açık yaparım diye sen demlesen… Bir şeyler yemeden sigara içmene kaşlarımı çatarak izin vermesem… Acele ile ekmeğin arasına bir şeyler sıkıştırıp yemeni istesem… Yarısını benim yemem şartıyla kabul etsen… Ayrılık getirir diye gözlerimden öptürmezsem… Sen de kaşlarımın kenarından öpsen… Sam Brown, Tanita Tikaram, Nazan Öncel, Tracy Chapman, ne bileyim işte Sibel Sezal, Pink Floyd, Ezginin Günlüğü, Fikret Kızılok dinlesek… Şükrü Erbaş'ın, Ahmet Telli'nin şiirlerini okusan bana… Senin sevdiğin şeyleri ben de sevseydim, benim sevmediğim şeyleri sende sevmeseydin. Ben, her manada sen olsaydım, sende ben…  

Kitabın Orjinal Adı:Cumartesi Sancısı
Yayınevi:NÜVE KÜLTÜR MERKEZİ
Yazar:RAŞİT AKER RAŞİT AKER kitapları
Kategori:Edebiyat-Roman
Kitabı elime aldığımda, herkesin yaptığı gibi, önce ön yüzüne daha sonra da arka sayfasındaki kısa bilgilere baktım. Bende  oluşturan ilk izlenimi, kitabın üniversite hayatıyla ilgili olduğu yönündeydi. Fırsat bu fırsat deyip, kitabı raftan hemen kaptım. Son bir tane de kalmış, kapmasaydım da ne yapsaydım :)

Kitabı elime aldım ve kendi köşeme çekildim. Bir yandan püfür püfür esen rüzgarın saçlarımın arasından geçip, onları hareketlendirmesine izin verdim; bir yandan da kitap sayfalarımı çevirmesine... Şakaydı tabi - ikinci kısmı - Rüzgar rahatsız etmemesine rağmen , saniyede diyebilecek kadar hızla çevirdiği için takdir edersiniz ki okuyamadım :) Artık sadete gel diyenleri duyar gibiyim. Öhöm öhömm, başlıyorum... Genel açıdan değerlendirecek olursam; beklemediğim bir şekilde sonu oldu. İyi mi kötü mü derseniz bu sizin takdirinize kalmış, ama bana göre hem iyi tarafı hem de kötü tarafı var. Olumlu tarafı; sonunda kitabın asıl olarak nasıl yazıldığını anlamış olmam ( 'Şimdi ne dedin sen?' diyebilirsiniz. Tam olarak söylemek istemiyorum, çünkü aranızda bu kitabı okumak isteyenleriniz varsa süprizi bozmak istemem. ) Demek istediğim, kitabın sonunun nereye varacağı tam olarak belli değil: "Aa tamam işte, şöyle olacak kesin sonu" diyebilirsiniz. Birkaç sayfa daha okumaya devam ediyorsunuz. Bir bakmışsız " Ama bu böyle değilmiş... E şimdi ne olacak? " şeklindeki soru yine aklınızın bir köşesinde de yer etmiyor değil. Kıssadan hisse, klasik bir şekilde sonlanmıyor.
Olumsuz tarafı ise; yazarın sonucunu biz okuyuculara bırakması. Merakla okuyorsun, acaba ne olacak diyorsun sonra her şey puff :) Hemen sizi soğutmayayım kitaptan. Kısmen de olsa anlayabiliyorsunuz sonucunu. Zaten yazar da kendi görüşünü bizlerle paylaşıyor.

Herkese keyifli okumalar diliyorum... 

28 Haziran 2011 Salı

Ne Okuyorum - 1

Bugün günlük yaşam serisinden uzaklaşıp, şuanda okumakta olduğum kitabı paylaşmak istiyorum. Yazın tatile gittiğim zaman tercih ettiğim kitaplar cep boy oluyor. Minicik boyutuyla hem okunası hale geliyor hem de plaj çantanızda çok fazla yer kaplamamış oluyor ;)


Kitabın Özeti ise şöyle :

Murphy şehrin en hınzır, en ele avuca sığmaz kızı. Yeşil gözleri ve başını soktuğu her türlü beladan sıyrılmasıyla meşhur. Ama şimdi dikkatsizliğinin cezasını Darlington'ların meyve bahçesinde bütün yaz şeftali toplayarak ödemek zorunda…Leeda hayatta en çok pürüzsüz tenini ve baş döndürücü, bembeyaz dişlerini seviyor. Bir de yakışıklı erkek arkadaşını tabii. Ailenin gurur kaynağı, o gıcık ablasının gölgesinden kurtulmak için verdiği radikal karardan bin pişman. Bütün yazı bahçede amele yanığı olmadan geçirmenin bir yolunu bulmak zorunda şimdi… Birdie eskiden bahçede dolaşıp meyve toplamaktan büyük zevk alırdı. Oysa annesiyle babasının boşanma kararı aldığını öğrendiğinden beri canı hiçbir şey yapmak istemiyor. Ve ne yazık ki gidecek başka bir yeri yok…Bambaşka dünyalardan gelme üç kızın hayatı bu yaz aynı bahçede kesişiyor. Murphy insanlara güvenmeyi, Leeda kendi olabilmeyi, Birdie kabuğunu nasıl kıracağını öğrenirken hep birlikte yaz arkadaşlığını ve de gerçek dostluğun anlamını keşfe çıkıyorlar. Yazın büyüsü ve dostluğun gücü sırlarla ve aşklarla dolu yeni kitaplarla devam edecek.

Yayın Evi: İlyada Yayıncılık
Yazar: Jodi Lynn Anderson
Çevirmen: Bahar Çelik
Aslına bakarsanız bu kitaba rafta ilk rastladığımda aklıma filmi gelmiş ve arkasını bile okumaya gerek duymadan almıştım. Gençlere yönelik hafif bir kitap. Tam yaz tatilinde okunabilecek türlerden yani ;) Şu anda 200 sayfasını okudum. Yaklaşık 400 sayfalık bir kitap. Şimdiye kadar okuduğum bölümlerde atraksiyon olarak adlandırabileceğim pek bir şey yok. Ancak şunu söyleyebilirim: Murphy insanlara güvenmeyi, Leeda kendi olabilmeyi ve  Birdie kabuğunu nasıl kıracağını öğrenirken sizler de kızlarımızın nasıl bir yol izlediklerine tanık olacaksınız. Kim bilir, belki aranızda kendini bu karakterlere yakın hissedenleriniz vardır ve sizlere çıkış yolunu gösterecektir ;)

Şimdi şezlongunuza uzanıp, kendinizi ve kalbinizi dinlemenizi teşvik edecek bu eğlenceli romanın tadını çıkarın !

Herkese keyif dolu okumalar...