Dear John etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dear John etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2011 Cuma

Mim'e Gel Mim'eee

Yeni keşfettiğim blog yazarlarının yazılarına kendimi öyle kaptırmışım ki saatin ne kadar ilerlediğinin farkına varamamışım. Şimdi de bel ve sırt ağrılarımdan dolayı kendi kendime söylenip duruyorum evin içinde. Kalk biraz, yat dinlen. Sanki yazılar kaçıyor. Mümkün olsa hepsini birden silip süpürücem. O derece abartmış durumdayım olayı. Artık gerisini siz anlayın.

Başlığım da konumu hemen ele veriyor. Görüldüğü üzere sevgili BİS tarafından mim'lendim! Yeppaaa :) Peki, mimlendiğini anladık, konusuna gel diyorsun. Söylüyorum, hazır mısınız? Dıt dırı dıııtttt dıt dıt dıt dıttırı dıııttt : "Çok beğendiğiniz, izlemekten asla sıkılmayacağınızı düşündüğünüz 3 filmi (Üçlemeler üç film olarak sayılacaktır), neden bu kadar beğendiğinizi de açıklayarak yazın. "

Soruyu okudum ve dondum kaldım. Sanki hiç film izlememişim gibi insanın aklına bir tane bile film ismi gelmez mi canım!? Belki de 3 film ile sınırlandırılmasından kaynaklanan bir tutukluk yaşadım. Neyse ki yatağıma uzundım ve uzun uzadıya düşündüm.

1. Film : The Notebook ( Not Defteri ) : Tarih olarak sizi biraz gerilere götürmüş olacağım. Sene 2004... Ancak öyle güzel işlenmiş ki konu, defalarca izleyebilirim. Romantik ve dramın muazzam harmanlanışı. Hadi be sende diyebilirsiniz. Dikkat ediniz efendim, bu benim şahsi düşüncemdir! ;)  Sararmış bir not defterinden anlatılan ve yıllar öncesinden kopup gelen bir aşk hikayesi anlatılmış. Böylelikle beni filmin içine çekebilmiş çok güzel bir hikaye... Noah ve Allie... Ah ahhh, böyle aşklar buralarda bir yerlerde var mıdır ki? Varsa bile o şanslılardan biri biz olur muyuz? Mutlaka izlemelisiniz!

2. Film : Dear John ( Sevgili John ) : 2.filmimizde zamanı günümüze doğru çekiyoruz. Sene 2010... Bu filmi uzun zaman önce bir yabancı YT arkadaşımın önerisi üzerine merakla bekleyip, çıktığı zamanda okul hayatımın yoğun dönemine denk gelmiş olması sebebiyle izleyememiştim. Ancak ne mutlu ki bu yazın başında izleme imkanını yakaladım. İnanılmaz hoşuma gitti! Bu filmin de türü; dram, romantik, savaş...  Sanırım, türü romantik olan filmler pek bir hoşuma gidiyor. Bunun farkına vardım şimdi, aa aaa :) Şunu söylemekte yarar var: Bu filmi izleme aşamasındayken The Notebook'la karşılaştırmalar yaparak izlemiştim. Nitekim de o filmden biraz esinlenilerek yaratılmış diyebilirim. Buradaki güzel karakterler : John ve Savannah... Sevmemin sebebi, izlerken kendimi oradaki bir karakterin yerine koyabilirim. Hatta kimi zaman bundan baya keyif alıyorum, eğlenceli oluyor. Siz de deneyin ;)

3.Film : Av Mevsimi : Hep yabancı fimlerden ağırlıklı giderken sizlere Türk yapımı bir filmle karşılık verdim. Cem Yılmaz... Ne zaman karşıma çıksa ağzımı kulaklarıma vardıran komedyen. Esprileriyle insanın hayatını rengarenk hale getiren biri...Türk yapımı filmleri genellikle sinemalarda izlemeyi pek tercih etmiyorum. Çoğu zaman hüsranla sonuç verdiği için. "Babam ve Oğlum" filmiyle bu önyargımı yıkıp, "Av Mevsimi" ile bir adım daha ileri gittim. Sonuç ise mükemmel! Filmin kurgusu, görüntüler, efektler... Hepsi birbirinden yaratıcı ve etkileyiciydi...Polisiye, dram, gerilim severlere duyurulur! :)

Güzel bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle...Hepinizi çok çok öpüyorum...

Mimlendiniz:
Aslı
Coco-Jelly
Erdi Karadeniz
Kitap Sever Seda
Lazanya
Mia Wallace
Modafobik

 

11 Haziran 2011 Cumartesi

Biraz Alışveriş, Biraz da Film Keyfi

Heh şöyleee...Sonunda evime adımımı atabildim. Biraz dinlendikten sonra hemen bilgisayarımı kapıp balkondaki köşeye geçiş yaptım. Dışarıda yağmur hafif hafif çişelerken, yazı yazmanın keyfini çıkarmadan olmaz diye düşündüm. Ama nereden başlasam, neyi anlatsam şuanda karar veremiyorum. Bakalım yazı bizi nerelere götürecek ;) 

Merak edenleriniz var mı bilmiyorum ama dün itibariyle tüm finallerimin sonuçlarını öğrendim. Çok şükür, hepsinden de iyi bir şekilde geçmişim. Aman nazar değmesin diyoruz ve arkamızı kaşıyoruz (!) ;-D Şaka bir yana, artık tam anlamıyla tatil için giriş biletimi almış bulunuyorum. Önümde kocaman bir yaz bana kucak açmış bekliyor. Geçen yazımda da bahsetmiş olduğum gibi yanıma alacak olduklarımın listesini defterime not etmeye başladım. Şimdiden 15 tane eşya listemde yazılı duruyor :-O Bakalım, ilerleyen günlerde daha ne kadar ekleme yapacağım. Dua edelim, liste kendi başını alıp gitmesin de, peşinden koşmak durumunda kalmayalım :) Aslında bunun dışında yapmam ve de ayarlamam gereken o kadar çok şey var ki... Fakat bir türlü bir ucundan tutamadım işlerin. Ertesi güne ertele ertele nereye kadar canımm. Ben böyle biri değildim, valla ! :)

Güneşe Karşı Hassas Ciltler / Hidra-Aktif Kompleks + E vit.
Bugün kız kıza alışverişe çıktık. Kendime şık bir siyah elbise aldım. Ayakkabı arayışlarım hala devam etmekte. Biliyorum, hayallerimdeki ayakkabıya ulaşmama az kaldı ama :-P Şu sıralar babet arayışı içerisindeyim. Sevgili ayaklarım çok ince ve narin olduğu için eh haliyle onlara uygun bir babet bulmakta zorlanıyorum. Mağazalara girip çıkmak, aralarından bana uygun olabileceğini düşündüğüm babetleri seçip, onları denemek bir hayli yorucu! Acaba sırf bunun için belirli bir gün mü ayarlasam : " Dünya Babet Günü" ilan mı etsem ne yapsam =P Bunun dışında 50 faktörlü koruyucu süt aldım. Cildim çok hassas olduğu için kendisine bebek gibi bakmamı istiyor. Ben de ihtiyacı olan o şevkati elimden geldiğince göstermeye çalışıyorum. Umarım yeterli olabiliyorumdur bu konuda =) Görsel hafızanızı canlandırmak için resmi hemen yana koyalım.


Aklıma gelmişken, geçen gece film izledim. Saat 3 gibi bitmiş oldu. Ancak sonucu gayet güzeldi. O yüzden saatin pek önemi kalmadı benim için ;) Hangi filmi izlediğimi hala söylemedim farkındayım. Hazır mısınız? Söylüyorumm : Dear John ( Sevgili John ). Bu film yenilerden değil. Yani vizyon tarihi 18 Mart 2010. Uzun zamandır izlemek istediğim bir film. Youtube'tan takip ettiğim yabancı bir arkadaşın önerisi üzerine listeme eklemiştim. Kısmet dün geceye imiş. Filmi kısaca özetlemek gerekirse :
"23 yaşındaki John, askere yazılır. Hayallerinin kadını Savannah ile karşılaşır. Aralarındaki çekim olgunlaşıp aşka dönüşünce, Savannah da kendini görev turlarına çıkan (11 Eylül'den sonra John orduya çağrılır.) John'u sabırsızca beklerken bulur. John ise bir an evvel kalbini çalan bu kızla evlenmek istiyordur. Ancak tüm planları altüst olur.John, askeri görevine tekrar dönmesi gerektiğini hisseder. Ve ne yazık ki, iki sevgilinin arasına giren uzun ayrılık döneminde Savannah bir başkası ile duygusal anlamda yakınlaşır. 'Sevgili John..' diye başlayan bir mektup okunur ve bu iki kelimeyle bir kalp paramparça olur, iki hayat ise sonsuza dek değişir." (Alıntıdır.) 

Bu filmi izledikten sonra yaptığım ilk yorum "The Notebook ( Not Defteri )" filmine çok benzediği yönündeydi. Ki "The Notebook ( Not Defteri )" izlediğim ve aklımda kalan nadir filmlerden birisiydi. Belki de bu sebepten ötürü bu filmi de aynı beğeniyle izledim. Eğer aklınızda dram, romantik, savaş içeren bir film izlemek varsa bu filmi kesinlikle kaçırmamalısınız ! Şimdiden keyif dolu seyirler ve herkese iyi haftasonları ;)