Günlük yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günlük yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2012 Perşembe

Bittiii...Bittiii...BİTTİ !!

Bu kız delirdi diyorsunuzdur muhtemelen başlığı görünce :) Hayır hayır tam olarak delirmedim. Tam delirme evresine geçmeden tatile girdim! :) Zorlu bir final dönemini daha temiz bir şekilde atlatmış bulunuyorum. Nasıl geçti o günler anlatamam. Şimdi anlatırsam gece gece içinizi şişirmiş olurum. Malum az sonra birçoğunuz yataklarınıza doğru yola çıkacaksınız :) Kabuslara sebebiyet vermek istemem :-P ( Düşünceli Lolita, mihii ^^ ) 

Önümde çooook uzun bir tatil var demek isterdi bu gönül, ama yok ne yazık ki.. Sınavlarım öyle geniş çaplı zamanda oldu ki, bana düşen sadece 2 hafta oldu. İki hafta sonra tekrar kafamı defter ve kitapların arasına gömeceğim gibi görünüyor. Neyse şimdi o evreye geçiş yapmayayım. O gün gelince ben size bol bol stres yüklerim, içinizi ferah tutun :-D

Bu tatilde yapmak istediklerim var elbette. İyi bir şekilde değerlendirmek istiyorum. Her günümü dolu dolu yaşamak...Sınav döneminde kaçırdıklarımı tekrar yakalamak istiyorum. İstiyorum da istiyorum işte :)


Aslında tam bir liste oluşturmadım şuanda...Yalnız aklımdakileri kaba taslak aktarabilirim diye düşünüyorum :
1- Bol bol uyumak! Enerji depolayıp güne merhaba demek.
2- Bol bol gezmek! Hatta alışveriş çılgınlığı yapmak :) Gezilmedik yer, AVM vs. bırakmamak
3- İstediğim kitabı almak ve onu okuyup bitirmek
4- İzlemek isteyip de izleyemediğim dizileri izlemek
5- Saç, yüz, vücut bakımımı kontrol altına almak ( son zamanlarda pek bakmaz oldum kendime )
6- Kilo almak! Evet, yanlış duymadınız. Biraz sıkıntım var bu konuda...( Sağlıklı önerilerinize açığım ;) )
7- Bol su tüketmek.. Hemen herkesin söylediği gibi, her gün 2 litre su içmeyi alışkanlık haline getirmek. En azından bunun için çaba sarfetmek...
8- Bloguma fırsat buldukça yazı yazmak
9- İnternette siteden siteye sincap misali zıplamak
10- Valla 10.maddeyi bulamadım daha :)

Yani durum bundan ibaret can ciğer kuzu sarmalarım :-P Gelişmelerden haberdar olmak için lütfen takipte kalın! 

21 Aralık 2011 Çarşamba

Enerji Oranı Düşük Bir Yazı

İnanamıyorummm! Sanırım şuanda bloguma yazı yazıyorum. Ama gözüm korktuğundan en son yazımın tarihine bakamıyorum :)
Dün itibariyle bu dönemin sınavlarını bitirmiş bulunuyorum. Hemen sevinmeyin canım, sadece vize kısmını. Sonuçta benim bugün çok ama çok mutlu olmam gerekiyor. Öyle miyim? Tam olmasa da, sayılır işte. Çünkü bizim okulda vizeler, quizler, sunumlar, finaller bitmez. Nefes almana katiyen izin yoktur. Hemen benim üzerimden bir örnek vereyim : Vizelerim bitti ya, hani ben şimdi özgürüm ya, hani gece geç saatlere kadar kitapların arasında gömülü kalıp,gözlerimi satırlar arasında bir o yana bir bu yana gezdirip, sonra da sabahın erken saatlerinde kalkıp tekrar kitaplar, defterler arasında yüzüyorum ya, işte o kişi ben oluyorum. Şimdi rahat olduğumu duyan okulum, önüme bir sürü sunum veriyor ve yap bunları diyor bana. Sadece iki hafta veriyorum sana. Sadece yap! Diyelim bunları da atlattım bir şekilde. Peki ya sonra? Sonrası finaller işte... Sözde hayatımın en güzel yaşını yaşıyorum! Öyle diyorlar büyükler. Doğru diyorlar da çevre faktörü tüm bunları silip ya yok ediyorsa? Hemen suçu atabileceğin birini buldun demeyin. Anlatıyorum işte olanları canım :)


Özleyen varsa diye şurada iki satır yazma çabası içerisindeyim. Fark etmişsinizdir mutlaka :) Lakin ben bile kendimi özlüyorum buaralar. Bir yoğunluktur aldı başını gidiyor. Kendimi görecek halim yok.. Neyse, bunlar da geçecek sonunda. Geçecek değil mi?


15 Ekim 2011 Cumartesi

İlk Düşen Damlaya Merhaba Diyelim

Yazıma başlamadan önce kısa bir not düşmeliyim : Bu yazımı birkaç hafta önce yazmaya başladığım için zaman kavramını ona göre değerlendirmenizi rica ediyorum ;)

Güzel tatilimin sonuna doğru yaklaşıyorum. Okul zamanı yakındır yani... Her ne kadar doyasıya tatilin tadını çıkaran ender insanlardan biri olsam da içimde yine bir burukluk var. Gidecek olmanın verdiği hüznü içimde bir yerlerde taşıyorum. Aklıma geçirdiğim güzel, mutlu, huzurlu günleri getiriyorum. Kendimi teselli edecek cümleler kuramadığımda bu görüntüleri aklımdan bir bir geçiriyorum. Tekrar o an'a dönebilmek için... Zamanın ne kadar hızla geçtiği, günün sonunda saniyeler içerisinde batan Güneş'ten anlayabiliyorum mesela... Eski canlılığının yerini yavaş yavaş dinginliğe bırakışını..

Evet, yaz tatilim bitiyor  ve okulum açılıyor işte. Ders Seçim zamanı hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadım. İstediğim dersleri rahatlıkla seçebildim. Bu konuda içim rahat etti. İnşallah ders zamanı da aynı düşüncelere sahip olurum :) Yüzdük yüzdük sonunda kuyruğuna geldik. 4. sınıf! Üniversite hayatımın son senesi...Hatta eğitim hayatımın son senesi! Yüksek lisans vs.nin hesaba katılmamış, saf hali tabii :)

Neyse canım, her güzel şeyin bir sonunun olduğunu biliyoruz. Mümkün mertebe onun yasını minimuma indirmek..Ânı tadabilmek asıl olan...

Geçtiğimiz hafta rotamız İçmeler'di. Günler öncesinde çeşitli uyarılar görüyordum Devlet Meteoroloji İşleri'nin sayfasında. Hafta ortasından itibaren yağışlı günlere merhaba diyecekmişiz. Yağmur, fırtına, sel, kara bulutlar, kasvetli hava...Bunların hiçbirini özlemesem de Ege'nin yağmurunun bir başka olduğunu biliyorum. Bu sebeple yağmasını bende çok istiyordum ve nitekim ilk yağmuru İçmeler'deyken gördük. Pek güzeldi pek ! :) Kendimizi bulduğumuz ilk kafeye attık.


Tam zamanında yerimizi almamızın huzuruyla çaylarımızı ısmarladık ve hep birlikte içtik. Aile dostlarımız da eşlik edip, bizleri mutlu ettiler. Yağan şiddetli yağmura, şimşeklerin gökyüzündeki dansına hepimiz tanık olduk. Gökgürültüsünün insanın içini cızlatan sesleriyle zaman zaman irkilsek de yağan yağmurun sesini dinlemek inanılmaz keyif vericiydi.


Yağmurun sona erdiği bir vakit, fırsat bu fırsat diyip kendimizi sahile attık. Doğanın yağmurdan sonraki dinginliğine, yer yer toprak kokusunun ciğerlerimize işleyişine, doğanın o kavurucu sıcaklardan bunalmış ve sonunda serinlemenin verdiği rahatlıkla yeşilinin asıl özüne kavuşmasına bir bir şahit olduk.


İçmeler'e ne zaman gitsem, yeşilliği beni benden alır. Dağların yeşilliği ile bütünleşince bambaşka bir hava yaratır...

Yürürken bol bol temiz alma fırsatını yakalamış olduk. Her nefes alışımızla ruhumuz beslendi. Günlük ağaçlarının da çevrede yaygın oluşu oksijenin daha bol olmasını sağladığından bu fırsatı kaçırmak olmazdı. Anadolu Günlük ağaçları dünyada yalnızca ülkemizde, Muğla ilimizin Marmaris, Fethiye, Köyceğiz ve Milas ilçelerinde yetiştirilmekteymiş. Merak edenleriniz üstte bulunan resmi inceleme altına alabilirler ;)


Deniz manzaralı odalarından bu muhteşem yağmuru izlemek isteyenleri balkonlarında keyif yaparken görebilirsiniz. Ellerinde sıcak mı sıcak kahvelerini yudumlayanlar mı desem, yoksa havanın serinliğini üzerlerine aldıkları hırkalarla hafiflemeye çalışanlar mı desem... :) 




Son zamanlardaki cibinlik merakımdaki ve sevgimdeki artışı resimlere de yansıtarak sizlerle paylaşmış bulunuyorum. Solda görmüş olduğunuz cibinlik : " Gardenya ".




Sağda görmüş olduğunuz cibinliğin adı ise : " Sardunya ". Ne kadar sevimli isimler koymuşlar ikisine de... Bugünlerde içini dolduracak birilerini bulamasa da, birkaç güne kalmaz yeniden cıvıl cıvıl insanları ağırlamaya devam ederler :)
Engelli Plajı yaz sezonunda engelli vatandaşlarımızın hizmetine açılıyormuş. Onların istek ve kullanımına uygun olarak dizayn edilmiş her şey. Vatandaşların sosyal yaşamdan kopmamasını sağlamak için her şey düşünülmüş anlayacağınız...


Yazımı duyarlı, sevimli kedicik resmiyle sonlandırmak istiyorum :) Hepinize kucak dolusu sevgiler ve mutlu haftasonları !

11 Eylül 2011 Pazar

Sonbaharda Bir Pazar Günü

Sabah geç saatte ve zinde bir şekilde uyanmanın mutluluğunu yaşıyorum. Geç bir saat diye nitelendirdim ancak saat 10.30 sularında gözlerimi açtım. Yarım saat kadar şekerleme yapmayı planlıyordum. Fakat gün ışığı gözlerimin derinliklerine erişip, onları rahatsız ettiği için kalkmayı tercih ettim. Evde renk renk göz pedlerim olmasına rağmen bir türlü akıl edip gece takmayı unutuyorum. Akşam saatleri eve geç gelince makyajımı temizlediğim gibi doğru yatağımda soluğu alıyorum. E hal böyle olunca ister dünyanın en tatlı renginde olsun o göz pedleri, insanın umurunda bile olmuyor. Uykunun tadı bambaşka geliyor :)

Tatilimin sonlanmasına birkaç haftam kaldı. Önümüzdeki hafta yeni okul dönemimin heyecanlı ve de stresli adımını atacağım. Ders seçimi! Ne kadar "seçim" olarak adlandırılırsa adlandırılsın, onun hala bizlerin seçimi olduğuna inanmıyorum. Her dönem bir atraksiyon yaşıyorum. Ya istediğim dersin istediğim grubunu seçemiyorum ( sistem buna izin vermiyor, tek bir gruba kalıyorum) ya da o grup doluyor ve telefona sarılıp kontenjanı arttırmaya çalışıyorum. Anlayacağınız sıkıntılı günün eli kulağında!

Burada havalar yaz günlerini aratmıyor. Hala aynı sıcaklığını koruyor. Tek bir farkla; insan sayısı yaz aylarına göre daha az. Bazen sohbet ederken boş bulunup, "Yaz ortasında" gibi kelimeler serpiştirebiliyorum cümlelerimin arasına. Sonra durup, gülümsüyorum. Yaz mevsimi sona ereli birkaç gün oldu bile. Hala alışamadım demek. Sanırım bu cıvıl cıvıl havalar, kendisini unutturmak istemiyor :)

Akşama bir yere davetliyiz. O yüzden üzerimdeki sıcaklığı hafifletmek için banyonun yolunu tutmam gerekiyor. Uzaktan bakınca basit cümle gibi dursa da aldanmayın. Duş almak son zamanlarda tam bir eziyet haline geldi. Bütün bir yaz, her gün o uzun saçları yıkaması, bakım uygulaması o kadar zor ki. Şimdiden stresi sardı...

Şöyle ki, duş öncesi  ve sonrası için sağlam bir hazırlık gerekiyor. Duşa girmeden önce ellerimdeki ojelerin yenilenmesi gerekiyorsa hooopp soluğu aseton ve pamuk ikilisinin yanında alıyorum. Bu esnada ağızdan nefes almak şart. Kokusu hoşunuza gidiyor ise bol bol içinize çekebilirsiniz ;-P Bu işlem tamamlandıktan sonra -gerekli görüyorsam- saçlar taranır. Taranır ki yıkadıktan sonraki aşamada yıpranmalarına engel olalım. Tüm bunlar duşa girmeden önceki aşamalar sadece.
Şimdi sıra geldi duşa...Saçlar özel şampuanla yıkanır. Yaz aylarında her gün yıkadığım için bir kere şampuanlamam yeterlidir. Kışın ise iki kez...Saçlar yıkandıktan sonra saç uçlarına saç kremi/maskesi uygulanır. Bir süre bekletilir. Sabunun nemlendirici ve hoş kokulusu tercih edilir. Her duş esnasında olmasa da arada sırada cilt, ölü hücrelerden arındırılır. Bu kadar olayın ardından çıktın diyelim. Süreç bitmez, devam eder. A ve E vitamini içeren vücut kremi/losyonu tüm vücuda uygulanır. Yüz, temizlemeyici jel/köpük/sabun ile temizlenir. Gece yatmadan önce ise gözaltı kremi sürülür. Dişler uzun bir süre fırçalanır. Bunun ardından ojenin rengi kıyafetinize göre belirlenir ve tazeleme süreci başlar. Yatma safhasına gelinceye kadar enerjinizin çoğunu harcamış olursunuz. Bir de yatarken robot pozisyonunu almanız gerekir ki sabah uyandığınızda ojelerinizi tırnaklarınızda değil de çarşafınızda görmemeniz için ;)

Of of off...Ben bile şimdi fark ettim bu kadar yorucu olduğunu. Anlatırken içim bayıldı resmen :)) Neyse canlarım, bakım şart diyorum ve kendimi duşa atıyorum!

Günün sözü : " Yüzde maske ile dolaşmak yorucudur. Bunu ömür boyu yapabilen insanları tebrik ediyorum. Zor zanaat.. "

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Cumartesi'nin Gecesi de Gündüzü de Bizimdir, İleri!

Haftasonunu bitirip hafta başına başladık bile. Peki ben bu süre zarfında neler mi yaptım? Hadi kısaca bir göz gezdirelim.
Resim, bahsettiğim yere ait olmasa da onun maviliğini temsil edecek türden.


Haftasonu şekercimle birlikte dolu dolu bir haftasonu geçirdik. Kendisi iş hayatının o yorucu temposunu bir kenara bırakıp tekrardan yanımıza geldi. Geçtiğimiz yıllarda keşfettiğimiz ancak bir türlü gitme fırsatına nail olamadığımız güzel bir yer olan S'na kısa bir yolculuk yaptık. Karşımızdaki manzarayı görür görmez ağzımız açık kaldı. Arıların, sineklerin ve bilumum diğer canlıların ağzımızda yuva yapmasına engel olmak için hemen kapadık tabii :-Pp Sanki o an, cennetin kapıları önümüzde açılıverdi. O denizin mavi tonlaması bu kadar mı güzel olur!! Tasvir edebilmem için önce kelimeleri bulmam gerek. Fakat şuan bulabilmem pek mümkün değil... Tekneyle yaklaşık 25 dakikalık kısa bir yolculuktan sonra S'na ulaştık. Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken bakir bir koy olduğunu görmüş olduk, özellikle de Rus kesimin. Mantıkları sadece Rus güzelliğine odaklı erkeklere buradan duyurumuzu da yapmış olalım (!)

Burada ilgimi çeken bir diğer nokta ise, kumuydu. Zaten bir süre önce valilik tarafından özel altın sarısı kumları korumak amacıyla ziyaretçilerin sahile girişi yasaklanmış. İyi de yapmışlar. Bizim gibi doğal güzelliklerini doğru düzgün korumayı başaramayan insan sayısı oldukça fazla olunca böyle bir tedbirin alınması gayet normal olsa gerek. Sadece bizim ülkemiz için de geçerli değil. Yabancı turistlerin buralara el atıp, doğal güzelliğimizi avuçları arasında yok etmelerine engel olmak amacıyla da tedbir alınmalı. Buraya yasak getirilmesinin sebebine gelecek olursam, son yıllarda buradaki özel kum miktarında gözle görünen azalma. İnsan vücudunda taşınarak adım adım eksilmesi. Bu kadar güzel bir yerin yok olduğunu görmek, hasta olan bir insanın yavaş yavaş ölüme yaklaşmasını izlemek gibi bir şey. Tamam, depresif moda doğru sürüklenmeyi engelliyorum...Dıııtttt...Aradığınız depresyona şuanda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz...

Kumsalın etrafı telle çevrili olsa bile, bedenimizin o muhteşem mavi tonlarıyla buluşmasına izin veriyorlar neyseki. Velhasıl çevrede sıkı bir güvenlik söz konusu. Kulübelerdeki güvenlik görevlilerinin gözleri dürbün mertebesine ulaşmış maşallah. Terlik, havlu, çanta vb. materyallerle kumsalın çevresine yaklaşmak mümkün değil. Yaklaşıncada çocukluğunuzdaki gibi " Dokunma, 'cıssss' olur." tarzında bir tepkiyle karşılaşabilirsiniz :)

Dikkat çekici diğer noktaya da el atmasam olmaz. Burada aynı zamanda tavuk ve horoz çiftleri ve onların mini mini çocukları olan civcivlerle de inanılmaz derecede eğleniyorsunuz. Yemek yemeye başlayın bir bakalım. Sizlere yalvaran gözlerle bakıyorlar. E tabii, sizinde içinizin yağları eriyor ve dayanamayıp "Bir lokma beennn... Bir lokma seeennn..." şeklinde yemeğinizi yemeye devam ediyorsunuz :)

-Durunnnn! Daha anlatacaklarım bitmedi. Sizde amma sabırsız çıktınız canım. Şurada iki lafın belini kıralım dedik sizin yaptığınıza bakın...Öhöm öhöm...Anlatmaya devam ediyorum. Nerede kalmıştım?

Günümüzü bitirip gece hikayelerine başlayacaktım. Hikaye dedim ama siz anlamışsınızdır. Anlattıklarım bir hayal ürünü olmayıp, tamamen yaşanılanlar üzerinden dile getirilmiştir. Bu da dipnotum olsun :)

Akşam saati güzel bir yürüyüşün ardından güzel bir mekanda müzik dinledik. Yemeğimizi yedik. Bol sohbet ve günün unutulmazlığını bir de sözle kalıcı hale getirdikten sonra, dudaklardaki tebessümle birlikte başımızı yastığa koyduk.

Herkese mutlu, pozitif haftalar !



7 Temmuz 2011 Perşembe

Perşembe Perişan Derlermiş Ya

Herkese selammm.. Ne zamandır yazamıyorum yahu. Bloguma bir el atayım, renklendireyim dedim. Yazamamamın bazı sebepleri var elbet. Bu aralar oldukça yoğun geçiyor günlerim. Evdeki işlerimiz oldukça yoğun ve yorucu. En nihayetinde işlerimizi yavaş yavaş yerli yerine koymaya devam ediyoruz. Devam ediyoruz diyorum, çünkü henüz tam anlamıyla bitmedi. Ama olsun, sonunda bitecek ve ben Ege taraflarında olmanın mutluluğunu tam olarak çıkartabileceğim ;) Aslına bakarsanız hiç çıkarmıyor da sayılmam, haksızlık etmeyeyim şimdi. Her ne kadar "ufak tefek" işler olarak nitelendirsek de öyle göründüğü gibi kolay olmuyormuş. Ben ki en hafif işleri yapıyorum. Sürekli bir şeyler çıkıyor. Onu yap, bunu yap derken saatleri hatta günleri bitiyorum.

Geçtiğimiz günlerde bununla ilgili internette bir yazı da okumuştum. Bak aklıma geldi. Hemen anlatayım. Şimcik, başlığımız şöyleydi : "Kadınların bir yılda karşılığı ödenmeyen, 80 bin liralık ev işi yaptığı belirlendi." Rakam, dudak uçuklatan türden !
 İngiltere’de yapılan bir araştırmada, kadınların ev işleri ve çocuk bakımı için haftada ortalama 74 saat vakit harcadıkları, bu iş başkasına yaptırılmış olsa bu kişiye 32 bin 812 sterlin (80 bin lira) ödenmek zorunda kalınacağı hesaplandı. İngiliz gazetelerindeki haberde, kadınların çocuk bakımına haftada ortalama 33 saat harcadıkları belirtildi.

Bir sigorta şirketinin yaptığı araştırmaya göre, ev kadınları haftada 82 saat ev işi yaparken, dışarıda tam zamanlı çalışan bir kadın ev işlerine 55 saat ayırıyor. Sigorta şirketi, kadınların yaptığı ev işlerinin yıllık değerinin 2005’te yapılan benzeri bir araştırmadakine göre 8 bin sterlin (yaklaşık 20 bin lira) arttığını kaydetti. Yaptıkları işin bu yüksek değerine karşın, kadınların sadece yüzde 53’ünün hayat sigortasının bulunduğu belirtildi.

Bizim ülkemizde böyle bir durumun söz konusu olmasının pek mümkünatı yok sanırım. Hatta 'sanırım'ı bile kaldırabilirim. Direkt YOK ! Sizce de öyle değil mi? Avrupalı erkeklerin çoğu ise ev işlerini sevmiyormuş. Bunu sadece Avrupalı erkekler olarak sınırlandırmamak gerek. Hemen hemen hepsi hoşlanmıyor. Biz bayanlar da pek bayılık değiliz ya.. Ancak gerektiği zamanlarda işimizi yapmasını da biliriz. Ağır işlerde her zaman bayanlara yüklenmek olmaz. Bu devirde erkeğin de bu konuda eşine yardımcı olması gerek. Şahsi düşüncemi de sizlerle paylaşmış olayım böylelikle ;)

Birkaç gün önce Temmuz ayına ayak basmış bulunuyoruz. Temmuz sıcakları kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Burada havalar öyle sıcak, öyle sıcak olmaya başladı ki..! Sabah ve akşam olmak üzere iki kere duşa girmek şart oldu. Kimi zaman üçe bile çıkabiliyor. Artık gerisini siz düşünün. Akşamları da bir  o kadar serinletici.. Enfesss! :) Bir iki saat önce de annemle birlikte alışverişe çıktık. Alınacak şeyleri o sıcakta taşıması da bir hayli yorucu oldu. Ama olsun. Yardım ediyor olmak, bir şeylere benim de elimin değiyor olması beni çok mutlu ediyor :) Küçük şeylerden mutlu olmasını becerebilen biriyim anlayacağınız. O yüzden no problemo :-P Boş zaman bulduğum zamanlarda ise sürekli kitap okur hale geldim. İşimi bitirmişim, sıra dinlenmeye terasta keyif çatmaya gelmiş ama ben hemen kitaba sarılmışım. Olacak iş mi bu şimdi. 'Kitap kurdu' tabiri cuk diye oturuyor yani.. Oldum olası kitap okumayı pek severim zaten. Bu yaz da baya kitap okumayı hedefliyorum. Umarım bu konudaki hedefimden şaşmam. Şuanda okumuş olduğum kitabın - ismini vermek istemiyorum - 276.sayfasındayım. İsmini vermeme sebebimi açıklamam gerekirse ; bir sonraki post'umun bununla ilgili olması. En azından öyle planlıyorum. Bir an evvel bitirip, aranızdaki kitapseverlerle yorumumu paylaşmak için can atıyorum :)

Ev işleri, kitap vs. derken pek heyecan verici şeyler yazamadım. Beni affedin :-/ Ancak az bir vakit kaldı tüm bunları bitirmek için. Bitirdiğim zaman da Kop Kop'lu Postlar sizleri bekliyor olacak. Beni takip etmeye devam edin canikolarr.. Hepinizi kocaman öpüyorum xoxo

11 Haziran 2011 Cumartesi

Biraz Alışveriş, Biraz da Film Keyfi

Heh şöyleee...Sonunda evime adımımı atabildim. Biraz dinlendikten sonra hemen bilgisayarımı kapıp balkondaki köşeye geçiş yaptım. Dışarıda yağmur hafif hafif çişelerken, yazı yazmanın keyfini çıkarmadan olmaz diye düşündüm. Ama nereden başlasam, neyi anlatsam şuanda karar veremiyorum. Bakalım yazı bizi nerelere götürecek ;) 

Merak edenleriniz var mı bilmiyorum ama dün itibariyle tüm finallerimin sonuçlarını öğrendim. Çok şükür, hepsinden de iyi bir şekilde geçmişim. Aman nazar değmesin diyoruz ve arkamızı kaşıyoruz (!) ;-D Şaka bir yana, artık tam anlamıyla tatil için giriş biletimi almış bulunuyorum. Önümde kocaman bir yaz bana kucak açmış bekliyor. Geçen yazımda da bahsetmiş olduğum gibi yanıma alacak olduklarımın listesini defterime not etmeye başladım. Şimdiden 15 tane eşya listemde yazılı duruyor :-O Bakalım, ilerleyen günlerde daha ne kadar ekleme yapacağım. Dua edelim, liste kendi başını alıp gitmesin de, peşinden koşmak durumunda kalmayalım :) Aslında bunun dışında yapmam ve de ayarlamam gereken o kadar çok şey var ki... Fakat bir türlü bir ucundan tutamadım işlerin. Ertesi güne ertele ertele nereye kadar canımm. Ben böyle biri değildim, valla ! :)

Güneşe Karşı Hassas Ciltler / Hidra-Aktif Kompleks + E vit.
Bugün kız kıza alışverişe çıktık. Kendime şık bir siyah elbise aldım. Ayakkabı arayışlarım hala devam etmekte. Biliyorum, hayallerimdeki ayakkabıya ulaşmama az kaldı ama :-P Şu sıralar babet arayışı içerisindeyim. Sevgili ayaklarım çok ince ve narin olduğu için eh haliyle onlara uygun bir babet bulmakta zorlanıyorum. Mağazalara girip çıkmak, aralarından bana uygun olabileceğini düşündüğüm babetleri seçip, onları denemek bir hayli yorucu! Acaba sırf bunun için belirli bir gün mü ayarlasam : " Dünya Babet Günü" ilan mı etsem ne yapsam =P Bunun dışında 50 faktörlü koruyucu süt aldım. Cildim çok hassas olduğu için kendisine bebek gibi bakmamı istiyor. Ben de ihtiyacı olan o şevkati elimden geldiğince göstermeye çalışıyorum. Umarım yeterli olabiliyorumdur bu konuda =) Görsel hafızanızı canlandırmak için resmi hemen yana koyalım.


Aklıma gelmişken, geçen gece film izledim. Saat 3 gibi bitmiş oldu. Ancak sonucu gayet güzeldi. O yüzden saatin pek önemi kalmadı benim için ;) Hangi filmi izlediğimi hala söylemedim farkındayım. Hazır mısınız? Söylüyorumm : Dear John ( Sevgili John ). Bu film yenilerden değil. Yani vizyon tarihi 18 Mart 2010. Uzun zamandır izlemek istediğim bir film. Youtube'tan takip ettiğim yabancı bir arkadaşın önerisi üzerine listeme eklemiştim. Kısmet dün geceye imiş. Filmi kısaca özetlemek gerekirse :
"23 yaşındaki John, askere yazılır. Hayallerinin kadını Savannah ile karşılaşır. Aralarındaki çekim olgunlaşıp aşka dönüşünce, Savannah da kendini görev turlarına çıkan (11 Eylül'den sonra John orduya çağrılır.) John'u sabırsızca beklerken bulur. John ise bir an evvel kalbini çalan bu kızla evlenmek istiyordur. Ancak tüm planları altüst olur.John, askeri görevine tekrar dönmesi gerektiğini hisseder. Ve ne yazık ki, iki sevgilinin arasına giren uzun ayrılık döneminde Savannah bir başkası ile duygusal anlamda yakınlaşır. 'Sevgili John..' diye başlayan bir mektup okunur ve bu iki kelimeyle bir kalp paramparça olur, iki hayat ise sonsuza dek değişir." (Alıntıdır.) 

Bu filmi izledikten sonra yaptığım ilk yorum "The Notebook ( Not Defteri )" filmine çok benzediği yönündeydi. Ki "The Notebook ( Not Defteri )" izlediğim ve aklımda kalan nadir filmlerden birisiydi. Belki de bu sebepten ötürü bu filmi de aynı beğeniyle izledim. Eğer aklınızda dram, romantik, savaş içeren bir film izlemek varsa bu filmi kesinlikle kaçırmamalısınız ! Şimdiden keyif dolu seyirler ve herkese iyi haftasonları ;)