31 Ocak 2012 Salı

Ne İzlesem? - Bir Gün ( One Day )

Kar yağmadı dediniz dediniz sonunda yağdı. Hem de hiç durmadan, gün boyunca... Bu durumdan mutlu muyum? Hayır.. Aslında kar yağarken yürümeyi ve pencereden onun farklı şekillerde yeryüzüne  inişini izlemeye bayılırım. Fakat hasta olan biri için tüm bu güzellikler sadece pencere arkasında kalıyor...

Dün doktora gittiğim için yılın ilk karına merhaba diyebildim. Kendisi nazik dokunuşlarıyla karşıladı beni. Süreyi uzatabilmek için adımları yavaşlattım, kimi yerde de durup izledim bir süre. O birkaç dakika bile beni mutlu etmeye yetti. Tabii sadece dün için. Peki ya bugün? Yine evde ve elimde mendillerimle aşk yaşadım. Bir kitap bir bilgisayar, bir kitap bir bilgisayar şeklinde günümü geçirdim diyebilirim. Ha bir de bir ara kitap okurken uyuyakalmışım. "Ne yapsam?" soruları beynimin içinde uçuşmaya başlar başlamaz, bende film izlemeye karar verdim. Bugünkü filmimiz : Bir Gün ( One Day ) 


Yapım : 2011 - ABD
Yönetmen : Lone Scherfig
Senaryo (+ Kitap ) : David Nicholls
Tür : Dram, Romantik , Komedi
Süre : 108 dakika

Her ne kadar filmleri oyuncularına göre seçmesem de, sevdiğim ve güzel/yakışıklı oyuncuların yer aldığı filmleri hemen hemen her zaman büyük bir keyifli izlemişimdir. Bahsettiğim film de onlardan biri oldu böylelikle. Anne Hathaway & Jim Sturgess'ten bahsediyorum. Zaten Anne Hathaway'in duru güzelliğini sözcüklerle vurgulamam pek mümkün değil. Resmine bakıp, yorumu içşel olarak yapabilirsiniz ;) : 

Anne Hathaway ( 1982 )
Kendisini bu filmle tanıdığım ve bende beğeni yaratan hoş ve yakışıklı oyuncumuz : 


Jim Sturgess ( 1982 )
Bu oyuncularımız filmde Emma ve Dexter'a hayat veriyor. 1988 yılındaki mezuniyet balosunda ilk kez tanışıyorlar. O tarihten itibaren yılda yalnızca bir kez - 15 Temmuz - birbirlerini görmeye başlıyorlar. Bu süreç yalnızca birkaç yılla sınırlı kalmıyor, tam 20 yıl sürüyor... Yaşamın insanlara neler sunduğunu ve onlardan neler aldığını gösteren, sevgi ve arkadaşlık üzerine kurulu filmlerden biri. Yüzünüzde tebessüm oluşturan bölümler olsa da, duygusal anların yoğunlukta olduğunu söylemek mümkün...


Emma ile Dexter tanıştıktan sonra aralarında ufak bir kıvılcım olsa da Dexter'ın isteği üzerine 'arkadaş' olarak devam etmeye karar verirler..Aslında bu karara Emma pek sıcak bakmamış, sadece onaylamak zorunda kalmıştır. İkisi birbirine zıt karakterlerdir. Emma ( Em ); ciddi, düzenli bir yaşamı olan biridir. Dexter ( Dex ) ise; anı yaşayan, ciddiyetten uzak biridir...İkili kendi hayatlarını yaşasalar da yılın sadece bir gününü kendilerine ayırıp, tüm yaşadıklarını anlatıyorlar, hayatlarındaki değişimleri gözlemliyorlar. Peki ya sonra bu ikili arasında neler oluyor? İşte bu noktada içimden geçenleri bir bir dökmek istiyorum, ama susmak zorundayım maalesef.

"Bir Gün" kitabını okuma fırsatını bulamasam bile eminim ki yazılı olarak da hemen hemen aynı hissi uyandıracağından hiç şüphe duymuyorum. Gerçekten hoş, izlenilesi bir film...
...Keyifli seyirler...

Filmin Müzikleri : 
- Talkin 'Bout A Revolution by Tracy Chapman
- Sowing The Seeds of Love by Tears for Tears
- Cielito Lindo by Dante Concha
- Born of Frustration by James
- Joy by François Feldman
- Rhythm of the Night by Corona
- Sparkling Day by Elvis Costelio
** One Day - We Had Today by Rachel Portman ( Favorim ) ;)

30 Ocak 2012 Pazartesi

Seyir Dolu Pazar'lar - Devamı -

Seyir Dolu Pazar'lar kısmından devam etmek istiyordum. Fakat çook uzun bir yazıyla karşılaşıp da sizleri korkutmaktan çekindim :)

Gelelim ikinci kısıma... Filmi bitirdikten sonra, o keyifle bir başka film arayışına girdim. İkinci sefer bulduğum filmin ismi ise " I me Wed ". Yani, Evlen Benimle...

Pembe rengini seven biri olarak dikkatimi çekti hemen :) Konusuna da göz attık mı bu iş tamam dedim ve izlemeye başladım. Yıl olarak değerlendirecek olursak biraz eski, 2007 yapımı bir film..
Yönetmen : Craig Pryce
Oyuncular : Erica Durance , Meaghan Rath, Thelma Farmer, Cara Pifko, Catherine Thurlow, Thom Allison, Natalie Brown, Sean Tucker... 
Türü : Komedi, Romantik 

Üzerinde fazla yoğunlaşarak izlemenizi gerektirecek bir film değil. Hafif, sevimli ve eğlenceli bir film ;)
Isabel Darden ( Erica Durance ), hayatında hemen hemen  her şeye sahip, 30 yaşında, güzel, alımlı bir bayan. Binaların restorasyon işleriyle uğraşmaktadır. Hayatında her şey yolunda gidiyor gibi gözükse de çevresindekiler ( annesi ve tüm arkadaşları ) ona , sürekli evlenmesi konusunda baskı yapmaktadır. Bunun için en yakın arkadaşları tüm fırsatları kollamaktadır. Bu durumdan sıkılan ve kendisine yöneltilen evlenme sorularından bunalan Isabel, kendisiyle evlenme kararı almaktadır. Bu durumu, çevresindekiler oldukça tuhaf karşılamaktadır. Vermiş olduğu bu kararın ardından gelen ilginç ve de eğlenceli olaylar anlatılmaktadır.

Daha fazla bilgi vermek istemiyor ve sizi filmle baş başa bırakıyorum. Keyifli seyirler... 


29 Ocak 2012 Pazar

Seyir Dolu Pazar'lar

Son birkaç gündür evden dışarı çıkamıyorum. Havalar, buzdolabın buzluk bölümünü andırıyor resmen. Bende grip olduğum için evde sıkışıp kaldım. Evde olmak çok güzel, seviyorum. Fakat günün yarısına gelince yapılacak listesindekilerin hepsi hemen hemen bitmiş oluyor ve bir süre sonra sıkılmaya başlıyor insan. Ben de aynı bu durumu yaşadım bugün. Kendime "Ne yapsam? Ne yaparsam mutlu olurum?" sorularını yönelttim ve en iyisinin bugünümü doyasıya film izlemek için ayırmaya karar verdim. Malum havalar soğuk, yanınızda size eşlik eden kahve kokusuyla birlikte muhteşem bir film izlemek kulağa cazip gelmiyor mu? Bana geldi ve film arşivlerini araştırmaya başladım. Aslında okul zamanı izlemeyi düşündüğüm pek çok film vardı. Fakat herhangi bir yere not almadığım için unutup gitmişim. Hal böyle olunca aklını çalıştır Lolita dedim. Neyseki beni mahçup etmedi aklım ve dedi ki "Niye blog arkadaşlarının bloglarına bir göz atmıyorsun?" İşte o zaman başımın tam üstünde bir ampul yandı ve doğru blog sayfama girip araştırmalara başladım ;-P Sevgili Giz'in güzel blogunda bir film çarptı gözüme. İsmi : Midnight in Paris. Yani, Paris'te Gece Yarısı... 


2011 yılı Amerika Birleşik Devletleri yapımı bir film. Türü ; dram, fantastik, komedi, romantik...Saatlerce ekran karşısında oturmaktan hoşlanmayanlar için de ideal bir süresi var; ortalama 90 dakika ;) 
Senaryo : Woody Allen
Oyuncular : Adrien Brody ( Salvador ) , Rachel McAdams ( Inez ) , Marion Cotillard ( Muse ) , Owen Wilson ( Gil ) , Michael Sheen ( Paul )

Filmin konusu ve bu konunun işlenişi bakımından diğerlerinden oldukça farklı.. Romantik bir filmi çağrıştıran isme sahip olsa da buna kanmamak gerekiyor. Çünkü film o tür beklentilerinize yanıt vermeyen bir film. İzlemeden önce duyurmakta yarar var :) Genel olarak konusundan bahsetmek gerekirse; işi nedeniyle Paris'e gelen bir ailenin başından geçen olaylar ve bu olayların yaşamlarındaki yansımalarını anlatıyor. Bir nevi bulunduğu çağın karmaşıklığından uzaklaşıp, geçmişe doğru yapılan bir yolculuk gibi, taa 1920'lere kadar.. Özellikle bunu Gil isimli roman yazarının daha çok hissettiğini görüyoruz. Her ne kadar fantastik filmlere pek sıcak bakmasam da bu film, benim için dönüm noktası oldu diyebilirim. Çünkü fantastik adı çerçevesinde işlenen konu oldukça farklı. O hayal dünyasının içinden gerçeğe dair kırıntılar bulabiliyorsunuz. Ayrıca ince bir mizah anlayışı da söz konusu. Kısacası beğenerek izlediğim bir film oldu ;)

Film hakkında daha detaylı bilgi vermem gerekirse, Midnight in Paris filminin fragmanı Cannes Film Festivali'nin açılışında da gösterilmiş.Kadrosunda ünlü isimleri de barındırıyor; Rachel McAdams gibi.. Kendisini The Notebook adlı filmden hatırlayanlarınız vardır mutlaka ;) Oyuncularının dışında dikkati en çok Paris çekiyor. İzlerken Paris'i gezmiş gibi oluyorsunuz...Hoş vakit geçirmenizi sağlayacak, yer yer güldürecek ve bilgilendirecek bir film. Tavsiye ederim, keyifli seyirler ;)





28 Ocak 2012 Cumartesi

Grip Oldum, Bravo Bana!

Ne kadar bahtsız bedeviyim ben böyle.. Tatilimin ilk günü hasta oldum, iyi mi! Önce hafif boğazım gıcıklanmaya başladı. Boğazım her ne kadar gıcıklık yapsa da, ben dayanamadım ve ona sprey sıktım. Hiç üşenmeden, sabah akşam ikişer fıs fıs :) Ertesi gün daha iyiydi. Tabii ben sevinç çığlıkları atıyorum. Ama erken atmaya başlamışım o çığlıkları.. Bilgisayar başında bir o site bir bu site derken, "haaa...haaaah...haaapşuuuuuuu..." ile başladı her şey. Gün boyu devam etti tabii. Sonrasında, bir yanımda bilgisayar bir yanımda mendiller adeta bütün olduk. 
By AlliePieGal
Üzerinizden uzak olsun ama belki isteyenleriniz olur :-P 

Malzemelerim :
- Bazen kafasına göre akan bazen de tıkanan bir burun
- Tam hapşıracak gibi olup hapşıramamak ya da art arda hapşırmak için bir ağız
- Kimi zaman yanan ya da yaşaran gözler ( genellikle tek göz olur )
- Bitkin bir vücut
Yapılışı : 
Bütün malzemeleri birkaç dakika mikserle karıştırmanız yeterli... Afiyet olsun! :))

26 Ocak 2012 Perşembe

Bittiii...Bittiii...BİTTİ !!

Bu kız delirdi diyorsunuzdur muhtemelen başlığı görünce :) Hayır hayır tam olarak delirmedim. Tam delirme evresine geçmeden tatile girdim! :) Zorlu bir final dönemini daha temiz bir şekilde atlatmış bulunuyorum. Nasıl geçti o günler anlatamam. Şimdi anlatırsam gece gece içinizi şişirmiş olurum. Malum az sonra birçoğunuz yataklarınıza doğru yola çıkacaksınız :) Kabuslara sebebiyet vermek istemem :-P ( Düşünceli Lolita, mihii ^^ ) 

Önümde çooook uzun bir tatil var demek isterdi bu gönül, ama yok ne yazık ki.. Sınavlarım öyle geniş çaplı zamanda oldu ki, bana düşen sadece 2 hafta oldu. İki hafta sonra tekrar kafamı defter ve kitapların arasına gömeceğim gibi görünüyor. Neyse şimdi o evreye geçiş yapmayayım. O gün gelince ben size bol bol stres yüklerim, içinizi ferah tutun :-D

Bu tatilde yapmak istediklerim var elbette. İyi bir şekilde değerlendirmek istiyorum. Her günümü dolu dolu yaşamak...Sınav döneminde kaçırdıklarımı tekrar yakalamak istiyorum. İstiyorum da istiyorum işte :)


Aslında tam bir liste oluşturmadım şuanda...Yalnız aklımdakileri kaba taslak aktarabilirim diye düşünüyorum :
1- Bol bol uyumak! Enerji depolayıp güne merhaba demek.
2- Bol bol gezmek! Hatta alışveriş çılgınlığı yapmak :) Gezilmedik yer, AVM vs. bırakmamak
3- İstediğim kitabı almak ve onu okuyup bitirmek
4- İzlemek isteyip de izleyemediğim dizileri izlemek
5- Saç, yüz, vücut bakımımı kontrol altına almak ( son zamanlarda pek bakmaz oldum kendime )
6- Kilo almak! Evet, yanlış duymadınız. Biraz sıkıntım var bu konuda...( Sağlıklı önerilerinize açığım ;) )
7- Bol su tüketmek.. Hemen herkesin söylediği gibi, her gün 2 litre su içmeyi alışkanlık haline getirmek. En azından bunun için çaba sarfetmek...
8- Bloguma fırsat buldukça yazı yazmak
9- İnternette siteden siteye sincap misali zıplamak
10- Valla 10.maddeyi bulamadım daha :)

Yani durum bundan ibaret can ciğer kuzu sarmalarım :-P Gelişmelerden haberdar olmak için lütfen takipte kalın! 

21 Aralık 2011 Çarşamba

Enerji Oranı Düşük Bir Yazı

İnanamıyorummm! Sanırım şuanda bloguma yazı yazıyorum. Ama gözüm korktuğundan en son yazımın tarihine bakamıyorum :)
Dün itibariyle bu dönemin sınavlarını bitirmiş bulunuyorum. Hemen sevinmeyin canım, sadece vize kısmını. Sonuçta benim bugün çok ama çok mutlu olmam gerekiyor. Öyle miyim? Tam olmasa da, sayılır işte. Çünkü bizim okulda vizeler, quizler, sunumlar, finaller bitmez. Nefes almana katiyen izin yoktur. Hemen benim üzerimden bir örnek vereyim : Vizelerim bitti ya, hani ben şimdi özgürüm ya, hani gece geç saatlere kadar kitapların arasında gömülü kalıp,gözlerimi satırlar arasında bir o yana bir bu yana gezdirip, sonra da sabahın erken saatlerinde kalkıp tekrar kitaplar, defterler arasında yüzüyorum ya, işte o kişi ben oluyorum. Şimdi rahat olduğumu duyan okulum, önüme bir sürü sunum veriyor ve yap bunları diyor bana. Sadece iki hafta veriyorum sana. Sadece yap! Diyelim bunları da atlattım bir şekilde. Peki ya sonra? Sonrası finaller işte... Sözde hayatımın en güzel yaşını yaşıyorum! Öyle diyorlar büyükler. Doğru diyorlar da çevre faktörü tüm bunları silip ya yok ediyorsa? Hemen suçu atabileceğin birini buldun demeyin. Anlatıyorum işte olanları canım :)


Özleyen varsa diye şurada iki satır yazma çabası içerisindeyim. Fark etmişsinizdir mutlaka :) Lakin ben bile kendimi özlüyorum buaralar. Bir yoğunluktur aldı başını gidiyor. Kendimi görecek halim yok.. Neyse, bunlar da geçecek sonunda. Geçecek değil mi?


27 Ekim 2011 Perşembe

The Secret - Sır #7

Hazır derslerim muhteşem yoğunluğuna ulaşmamışken bu fırsatımı değerlendirmek istedim ve okul kütüphanesinin yolunu tuttum. Geçen dönemlerde de sürekli karşıma çıkan ve her defasında elime alıp baktığım ama nedense bir türlü alıp okuyamadığım bir kitap. Neden mi bahsediyorum? The Secret, yani Sır...

Okuduğum güzel mi güzel kitaplardan bir tanesi oldu kendisi... "Düşünce gücümüz"le neleri başarabildiğimiz ve tüm bunları nasıl gerçekleştirdiğimiz, değişik kişilerin görüşleriyle harmanlanıp bizlere sunulmuş. Çok fazla açıklamaya gerek duymuyorum...Buyrun, sizi daha fazla bekletmeden kitapta yer alan bazı cümlelerin yanına alayım :


Kitabın Adı : The Secret
Yazarı : Rhonda Byrne
Türkçeye Çeviren : Can Üstünuçar
Editör : Pantha Nirvano
Sayfa Sayısı : 198


1- Hayatınıza giren her şeyi, kendinize çeken siz kendinizsiniz...Bunu, zihninizde tuttuğunuz imgelerin erdemiyle,düşüncelerinizle yapıyor;zihninizden geçirdiklerinizi kendinize çekiyorsunuz.
2- Evrenin kusursuz düzeni,yasamınızın her anı,yaşadığınız her deneyim bu yasaya gore belirleniyor. Kim olursanız olun,nerede yasarsanız yasayın;tum yasantınız cekim yasası tarafından sekillendirilirken,bu herseye muktedir yasa,düşünceleriniz aracılığıyla isliyor. Çekim yasasını harekete geciren ise siz kendinizsiniz ve bunu düşüncelerinizi kullanarak yaparsınız.
3- Dilediğinizi kafanızın icinde sekilendirip, baskın düşünceniz haline getirdiğiniz taktirde onu mutlaka hayata geçirirsiniz.
4-Çekim yasası "benzer benzeri ceker" derken, sahip olduğunuz düşüncelerin,benzerlerini de kendinize çektiğinizi ifade eder.
5- İnsanların istediklerini elde edememelerinin tek sebebi,olmasını istedikleri şeyler yerine,olmasını istemedikleri şeyler uzerine düşünüyor olmalarıdır.
6- Olumsuz cümleler kurduğunuzda çekim yasası bunları şöyle kaydeder: 
a- "Sacımın kotu kesilmesini istemiyorum." / "Sacımın kotu kesilmesini istiyorum."
b-"Ertelenmek istemiyorum." / 'Ertelenmek istiyorum.'
c-O insanın bana kaba davranmasını istemiyorum. / " Onun ve başkalarının bana kaba davranmasını istiyorum."
7- Çekim kuvvetleri uykuya dalmadan önce düşündüklerimiz uzerinde çalışmaya devam ederler.Uyumadan önce iyi şeyler düşünmeye çalışın!
8- Bilmeniz gereken: Olumlu bir dusuncenin,olumsuz bir düşünceden yüz kat daha güçlü olduğunun ispatlandıgıdır.
9- Sizin ısrarla düşünerek çağırmadığınız hiçbir şey yaşamınıza giremez.
10- Gün boyu endişelenip kaygılandığınızda,bu duyguları artırarak hayatınıza cekersiniz.
11- İyi şeyler hissettiğinizde,Evren'den size geri gelen haber:"İyi şeyler düşünüyorsun"olur. Boy lece,hissettiğiniz olumsuz duyguların,Evren'in sizinle kurduğu bir iletisim olduğunu soyleyebiliriz.Evren size;"Dikkat!Su an düşündüğün şeyi değiştir.Olumsuz frekans kayıtta.Frekansı degistir.Dikkat!Geri sayım başlamıştır" diyor.
12- Güne güzel baslar ve o mutluluk duygusu icinde kalırsanız,herhangi bir şeyin ruh halinizi değiştirmesine izin vermediğiniz surece, çekim yasası geregince,yaşadığınız mutluluk duygusunu sürekli kılacak birçok durumu ve insanı kendinize cekersiniz.
13- Yaratım Sureci'nin,istediğiniz her şeyi yaratmanıza yardımcı olmak için uc basit adıma ayrılmıştır:iste,inan ve al.
14- İnanmak;istemiş olduğunuz şeyi şimdiden elde etmiş olduğunuzu düşünerek,öyleymiş gibi konuşup,öyleymiş gibi davranmayı da gerektirir. İsteklerinizi elde etmiş gibi frekans yaydığınızda,çekim yasası insanları,olayları ve koşulları harekete geçirerek arzunuza kavuşmanızı sağlayacaktır.Elde etmek aşaması ise,dilediğiniz gerçekleştiğinde hissedeceklerinizi hissetmeyi gerektirir. Şu an kendinizi iyi hissetmeniz,sizi dileginizle aynı frekansa getirir.
15- Kilo vermek için,"kilo vermeye" odaklanmak yerine,size goremukemmel kilonuz neyse ona odaklanın. Kendinizi mükemmel kilonuzdaymıssınız gibi hissettiginizde,bu kusursuz kiloyu kendinize cagıracaksınız.
16- Gununuzu,o gun yasamak istediklerinize dair onceden dusunerek tasarlayın,boylece hayatınızı da istekleriniz dogrultusunda tasarlamıs olacaksınız.
17-Her gunun sonunda,uykuya dalmadan once,o gun yasadıklarınızı dusunmeyi onerir ve istediginiz gibi gitmeyen bir olay ya da an olduysa,bunu da zihninizin icinde sizi mutlu edecek bicimde gelismis gibi yeniden dusunmenizi soyler, Neville Goddard.
18- Cekimi asıl yaratan,sadece goruntu veya dusunce degil,bunları hissetmektir. Bircok insan;"Olumlu seyler dusunmem ya da istedigimi aldıgımı zihnimde canlandırmam yeterli"diye dusunuyor; ama boyle yaparken,bolluk ve bereketi,sevgi ve sevinci hissetmezseniz,cekim kuvvetini olusturamazsınız.
19- Kendinizden siz sorumlusunuz.Once kendinizi donatmadıgınız surece,baskalarına verecek bir seyiniz olmaz.
20- Sizi yasamak istediklerinize goturecek kısayol, su an mutlu OLMANIZ ve mutlulugu HISSETMENIZDIR!

Keyifli okumalar...

15 Ekim 2011 Cumartesi

İlk Düşen Damlaya Merhaba Diyelim

Yazıma başlamadan önce kısa bir not düşmeliyim : Bu yazımı birkaç hafta önce yazmaya başladığım için zaman kavramını ona göre değerlendirmenizi rica ediyorum ;)

Güzel tatilimin sonuna doğru yaklaşıyorum. Okul zamanı yakındır yani... Her ne kadar doyasıya tatilin tadını çıkaran ender insanlardan biri olsam da içimde yine bir burukluk var. Gidecek olmanın verdiği hüznü içimde bir yerlerde taşıyorum. Aklıma geçirdiğim güzel, mutlu, huzurlu günleri getiriyorum. Kendimi teselli edecek cümleler kuramadığımda bu görüntüleri aklımdan bir bir geçiriyorum. Tekrar o an'a dönebilmek için... Zamanın ne kadar hızla geçtiği, günün sonunda saniyeler içerisinde batan Güneş'ten anlayabiliyorum mesela... Eski canlılığının yerini yavaş yavaş dinginliğe bırakışını..

Evet, yaz tatilim bitiyor  ve okulum açılıyor işte. Ders Seçim zamanı hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadım. İstediğim dersleri rahatlıkla seçebildim. Bu konuda içim rahat etti. İnşallah ders zamanı da aynı düşüncelere sahip olurum :) Yüzdük yüzdük sonunda kuyruğuna geldik. 4. sınıf! Üniversite hayatımın son senesi...Hatta eğitim hayatımın son senesi! Yüksek lisans vs.nin hesaba katılmamış, saf hali tabii :)

Neyse canım, her güzel şeyin bir sonunun olduğunu biliyoruz. Mümkün mertebe onun yasını minimuma indirmek..Ânı tadabilmek asıl olan...

Geçtiğimiz hafta rotamız İçmeler'di. Günler öncesinde çeşitli uyarılar görüyordum Devlet Meteoroloji İşleri'nin sayfasında. Hafta ortasından itibaren yağışlı günlere merhaba diyecekmişiz. Yağmur, fırtına, sel, kara bulutlar, kasvetli hava...Bunların hiçbirini özlemesem de Ege'nin yağmurunun bir başka olduğunu biliyorum. Bu sebeple yağmasını bende çok istiyordum ve nitekim ilk yağmuru İçmeler'deyken gördük. Pek güzeldi pek ! :) Kendimizi bulduğumuz ilk kafeye attık.


Tam zamanında yerimizi almamızın huzuruyla çaylarımızı ısmarladık ve hep birlikte içtik. Aile dostlarımız da eşlik edip, bizleri mutlu ettiler. Yağan şiddetli yağmura, şimşeklerin gökyüzündeki dansına hepimiz tanık olduk. Gökgürültüsünün insanın içini cızlatan sesleriyle zaman zaman irkilsek de yağan yağmurun sesini dinlemek inanılmaz keyif vericiydi.


Yağmurun sona erdiği bir vakit, fırsat bu fırsat diyip kendimizi sahile attık. Doğanın yağmurdan sonraki dinginliğine, yer yer toprak kokusunun ciğerlerimize işleyişine, doğanın o kavurucu sıcaklardan bunalmış ve sonunda serinlemenin verdiği rahatlıkla yeşilinin asıl özüne kavuşmasına bir bir şahit olduk.


İçmeler'e ne zaman gitsem, yeşilliği beni benden alır. Dağların yeşilliği ile bütünleşince bambaşka bir hava yaratır...

Yürürken bol bol temiz alma fırsatını yakalamış olduk. Her nefes alışımızla ruhumuz beslendi. Günlük ağaçlarının da çevrede yaygın oluşu oksijenin daha bol olmasını sağladığından bu fırsatı kaçırmak olmazdı. Anadolu Günlük ağaçları dünyada yalnızca ülkemizde, Muğla ilimizin Marmaris, Fethiye, Köyceğiz ve Milas ilçelerinde yetiştirilmekteymiş. Merak edenleriniz üstte bulunan resmi inceleme altına alabilirler ;)


Deniz manzaralı odalarından bu muhteşem yağmuru izlemek isteyenleri balkonlarında keyif yaparken görebilirsiniz. Ellerinde sıcak mı sıcak kahvelerini yudumlayanlar mı desem, yoksa havanın serinliğini üzerlerine aldıkları hırkalarla hafiflemeye çalışanlar mı desem... :) 




Son zamanlardaki cibinlik merakımdaki ve sevgimdeki artışı resimlere de yansıtarak sizlerle paylaşmış bulunuyorum. Solda görmüş olduğunuz cibinlik : " Gardenya ".




Sağda görmüş olduğunuz cibinliğin adı ise : " Sardunya ". Ne kadar sevimli isimler koymuşlar ikisine de... Bugünlerde içini dolduracak birilerini bulamasa da, birkaç güne kalmaz yeniden cıvıl cıvıl insanları ağırlamaya devam ederler :)
Engelli Plajı yaz sezonunda engelli vatandaşlarımızın hizmetine açılıyormuş. Onların istek ve kullanımına uygun olarak dizayn edilmiş her şey. Vatandaşların sosyal yaşamdan kopmamasını sağlamak için her şey düşünülmüş anlayacağınız...


Yazımı duyarlı, sevimli kedicik resmiyle sonlandırmak istiyorum :) Hepinize kucak dolusu sevgiler ve mutlu haftasonları !

28 Eylül 2011 Çarşamba

Bir, İki, Üç : Ses Veriyorum !


İnanamıyorum! Hiç bu kadar ayrı kalmamıştım blogumla, özellikle internetle.. Tatildeki son günlerim oldukça keyifli geçiyor. Daha hüzün belirtileri göstermedi bünyem :) Aslında yazacak olduğum güzel mi güzel yazılar birikti. Nereden başlasam bilemiyorum. Ancak şuan için tüm bunları yazabilmem mümkün değil. Kalan birkaç günümün tadını çıkarmaya bakıyorum. Sonrasında okul zaten...Okulum bu pazartesi başlasa da ben tatili bitirip dönemedim. Artık yeter dediğinizi duyar gibiyim. Kesinlikle hak veriyorum. Ben de yavaştan sıkılmaya başladım :) Valiz toparlama kısmına dün itibariyle adım attım. Daha koymam gereken birkaç şey daha var, ama olsun. El çabukluğuyla hemen hallederim nasıl olsa ;)

Şimdilik kısa bir özet geçmiş olayım. Daha sonra yeni yazılarımla karşınızda olacağım. Okuyamadığım yeni yazılarınızı da tek tek okuyacağım. Bundan şüpheniz olmasın ;) Hepinizi çok öpüyorum!

14 Eylül 2011 Çarşamba

MİM #7 - Ölmeden Önce Mutlaka...

Sevgili DeepTone bana güzel bir mim yollamış. Acaba konusu neymiş. Başlıktan az çok anlamışsınızdır, sizi uyanıklarrrr :)

Mim'in Konusu : Ölmeden önce mutlaka yapmalıyım dediğiniz şey/şeyler nelerdir?

Bir zamanlar " Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 100 Şey " çerçevesinde pek çok şey yazılmıştı. Kitaplar çıktı, programlar yapıldı vs. Ancak hepsini gerçekleştirebilmemiz mümkün müdür? Orası ayrı bir tartışma konusu. Kişinin kendi isteğine göre bu 5 şey de olabilir, 55 şey ya da 555 şey de olabilir. Tamam, bu biraz abartı oldu, kabul ediyorum :)

Gelelim kendi yapmak istediklerime :

1- Dünya Turu :  Kendimi bildim bileli hep dünya turuna çıkmak istemişimdir. Şöyle güzel bir gemi -cruise- eşliğinde değişik pek çok ülkeyi gezebilmek... Bu isteğimi alevlendiren etken ise televizyondaki gezi programları. İlk olarak Acun Firarda programıyla başlayıp daha sonraları Gülhan'ın Galaksi Rehberi, Ayhan Sicimoğlu'nun programlarıyla devam etti. "Hastasıyımdır! ( Bilenler bilir bu kelimeyle ne anlatmak istediğimi ) bu programların. Çoğu zaman Alice Harikalar Diyarında misali Lolita, o harika diyarlara yolculuk etmiş kadar olur. Pek de mutlu olur. Bakınız : " :):):) ".  Şimdilik bazı ülkelere adım attığım için çok memnunum. Hani derler ya: " İlk adımı at, devamı gelir." Ben de buna inanıyorum ;)



2- Evlilik : Hayatımı daha da anlamlandıran, bana uygun birisiyle, doğru zamanda, hayatımın sonuna kadar birlikte yaşayacağım kişiyle sağlıklı, mutlu, huzurlu bir şekilde beraber olmak... Güzel bir duygu...





3- Dalış Yapmak : Sessiz dünyayı keşfetme fırsatını daha fazla ertelememek gerek :) Suyu çok severim. Hele denize bayılırım. Yazın tercihim havuz yerine deniz olur zaten. Balıklarla birlikte yüzdüğümü bilirim. Ben yüzerken yanımdan geçerler, adeta dans ederler suda. Bana özgürlüğün ne demek olduğunu hatırlatır. Belki de bu yüzden dalış yapmak apayrı bir keyif verecek bana. Bin bir çeşit canlıyı görebilmek kendimi biraz tedirgin hissetmeme sebep olsa da dalış yapmayı istiyorum. Güzel bir spor ;)



Başka başkaaa... Hayatın akışı içerisinde şunu kesin yapmalıyım dediğimiz şeyler mutlaka olur da, şimdi yaz diyince gelmiyor insanın aklına...

Tamam, şimdi aklıma bir şeyler gelir gibi oldu. Kitap okumayı çok severim. Bu yüzden evimin bir odasında kendime ait bir kütüphane olmasını isterim ve ne kadar kitap okuduğumu görebilmek benim okuma zevkimi kat ve kat arttırabilir mesela :)



Listem zamanla, bakış açım değiştikçe şekillenecektir mutlaka. Şimdilik aklıma gelenleri paylaşmış oldum sizlerle ;)

Mimlediklerim : Bu mim'de hiçbir okuyucumu ayırt etmek istemiyorum. Herkes kendi hayalini yazıya aktarabilir. O yüzden bu mim, tüm okuyucularıma yollandı bile ;)

11 Eylül 2011 Pazar

Sonbaharda Bir Pazar Günü

Sabah geç saatte ve zinde bir şekilde uyanmanın mutluluğunu yaşıyorum. Geç bir saat diye nitelendirdim ancak saat 10.30 sularında gözlerimi açtım. Yarım saat kadar şekerleme yapmayı planlıyordum. Fakat gün ışığı gözlerimin derinliklerine erişip, onları rahatsız ettiği için kalkmayı tercih ettim. Evde renk renk göz pedlerim olmasına rağmen bir türlü akıl edip gece takmayı unutuyorum. Akşam saatleri eve geç gelince makyajımı temizlediğim gibi doğru yatağımda soluğu alıyorum. E hal böyle olunca ister dünyanın en tatlı renginde olsun o göz pedleri, insanın umurunda bile olmuyor. Uykunun tadı bambaşka geliyor :)

Tatilimin sonlanmasına birkaç haftam kaldı. Önümüzdeki hafta yeni okul dönemimin heyecanlı ve de stresli adımını atacağım. Ders seçimi! Ne kadar "seçim" olarak adlandırılırsa adlandırılsın, onun hala bizlerin seçimi olduğuna inanmıyorum. Her dönem bir atraksiyon yaşıyorum. Ya istediğim dersin istediğim grubunu seçemiyorum ( sistem buna izin vermiyor, tek bir gruba kalıyorum) ya da o grup doluyor ve telefona sarılıp kontenjanı arttırmaya çalışıyorum. Anlayacağınız sıkıntılı günün eli kulağında!

Burada havalar yaz günlerini aratmıyor. Hala aynı sıcaklığını koruyor. Tek bir farkla; insan sayısı yaz aylarına göre daha az. Bazen sohbet ederken boş bulunup, "Yaz ortasında" gibi kelimeler serpiştirebiliyorum cümlelerimin arasına. Sonra durup, gülümsüyorum. Yaz mevsimi sona ereli birkaç gün oldu bile. Hala alışamadım demek. Sanırım bu cıvıl cıvıl havalar, kendisini unutturmak istemiyor :)

Akşama bir yere davetliyiz. O yüzden üzerimdeki sıcaklığı hafifletmek için banyonun yolunu tutmam gerekiyor. Uzaktan bakınca basit cümle gibi dursa da aldanmayın. Duş almak son zamanlarda tam bir eziyet haline geldi. Bütün bir yaz, her gün o uzun saçları yıkaması, bakım uygulaması o kadar zor ki. Şimdiden stresi sardı...

Şöyle ki, duş öncesi  ve sonrası için sağlam bir hazırlık gerekiyor. Duşa girmeden önce ellerimdeki ojelerin yenilenmesi gerekiyorsa hooopp soluğu aseton ve pamuk ikilisinin yanında alıyorum. Bu esnada ağızdan nefes almak şart. Kokusu hoşunuza gidiyor ise bol bol içinize çekebilirsiniz ;-P Bu işlem tamamlandıktan sonra -gerekli görüyorsam- saçlar taranır. Taranır ki yıkadıktan sonraki aşamada yıpranmalarına engel olalım. Tüm bunlar duşa girmeden önceki aşamalar sadece.
Şimdi sıra geldi duşa...Saçlar özel şampuanla yıkanır. Yaz aylarında her gün yıkadığım için bir kere şampuanlamam yeterlidir. Kışın ise iki kez...Saçlar yıkandıktan sonra saç uçlarına saç kremi/maskesi uygulanır. Bir süre bekletilir. Sabunun nemlendirici ve hoş kokulusu tercih edilir. Her duş esnasında olmasa da arada sırada cilt, ölü hücrelerden arındırılır. Bu kadar olayın ardından çıktın diyelim. Süreç bitmez, devam eder. A ve E vitamini içeren vücut kremi/losyonu tüm vücuda uygulanır. Yüz, temizlemeyici jel/köpük/sabun ile temizlenir. Gece yatmadan önce ise gözaltı kremi sürülür. Dişler uzun bir süre fırçalanır. Bunun ardından ojenin rengi kıyafetinize göre belirlenir ve tazeleme süreci başlar. Yatma safhasına gelinceye kadar enerjinizin çoğunu harcamış olursunuz. Bir de yatarken robot pozisyonunu almanız gerekir ki sabah uyandığınızda ojelerinizi tırnaklarınızda değil de çarşafınızda görmemeniz için ;)

Of of off...Ben bile şimdi fark ettim bu kadar yorucu olduğunu. Anlatırken içim bayıldı resmen :)) Neyse canlarım, bakım şart diyorum ve kendimi duşa atıyorum!

Günün sözü : " Yüzde maske ile dolaşmak yorucudur. Bunu ömür boyu yapabilen insanları tebrik ediyorum. Zor zanaat.. "

9 Eylül 2011 Cuma

MİM #6 - Karşı Cins Yerine Geçme

Bugün sizleri Mim'lere boğma gibi bir düşüncem var. Şaka şaka.. Bu ikinci ve de son mim'im olacak. En azından bugünlük ;)

Canım takipçilerimden olan Aslı ve DeepTone beni mimlemişler :))

Mim'in Konusu : Bir gün için karşı cinsin bedenine girseydik ancak ruhumuz ve beynimiz aynı kalsaydı ne yapardık?

Mim'in konusu biraz ilginç :) Aslında kızdığımız zamanlarda bunu çok söyleriz : " Keşke erkek olsaymışız ya..." , "Erkeklerin işi çok kolay tabii..." gibi sayısız cümleler sıralanabilir.

Neler yapardım?

1- Değişik karakterlerdeki kızlarla konuşurdum. Böylelikle hemcinslerimin düşüncelerini, bakış açılarını görürdüm.

2- Kızlarla " İlişkiler" üzerine konuşurdum. Doğrusunu söylemek gerekirse kız muhabbeti yapardım. Hem erkeklerin kızlar hakkındaki düşüncelerini hem de kızların erkekler hakkındaki düşüncelerini öğrenmiş olurdum. Malum bazı kız arkadaşlar erkek arkadaşlarıyla sırlarını daha açık bir şekilde paylaşabiliyor. Kıskançlık yapıp, kendi hemcinslerine tüyo vermekten kaçabiliyor ;)

3- Gece geç saatlere kadar dışarıda arkadaşlarımla takılırdım ya da gecenin bir vakti canım sıkıldığında tek başıma dışarıya çıkardım, arkadaşımın evine giderdim.

4- Derslerde şaklabanlık yapardım. Hoca beni dersten kovsa da umurumda olmazdı. Ne de olsa ertesi gün kendi halime döneceğim =D

5- Eğer erkek arkadaşımın yerine geçmiş olsaydım bana nasıl davranması, neler söylemesi gerektiğini vs. söyler, onu bu haline alıştırır ve ertesi gün normal halimize döndüğümüzde de aynı şekilde devam etmesini isterdim ;-D

Mimlediklerim : BirİnceSes , Mia Wallace , HeelsAreMyDrugs