11 Mayıs 2011 Çarşamba

Olumsuzluklar Silsilesi !

Bir insanın hayatında tüm olumsuzluklar aynı günde yaşanır mı derseniz? Valla yaşanır, billa yaşanır derim Bugün sanki tüm olumsuzlukların bir araya gelip, toplantı yaptıkları bir gün gibiydi. Neler mi oldu dersin :

Sabah okula gitmek için erken kalktım. Dün gece erken yatmama rağmen, uyandığımda hala birkaç dakika daha uyumak için çırpınan ben, saatler 7.30'u gösterince yataktan ok gibi fırlamak zorunda kaldım. Sıra günün en önemli(!) sorusuna : " Acaba ne giysem?" :) Gardırobumu açtım ve içinde bulunan tonla kıyafet arasından seçim yapmaya çalıştım. İnsanın o kadar kıyafetinin olması pek iyi değilmiş gerçekten, bunu anladım. Dakikalarca dolabın karşısında durup, "Ne giysem?" diye kendi kendime düşündüm, durdum. Sanki üç beş giysim var da, hangisini hangisiyle kombine ederek farklı bir tarz yaratırımın hesabını yapıyorum. Şaka gibi! Neyse ki 20 dakikanın sonunda elimde alt ve üstten oluşan iki parçayı ince bedenime geçirmeyi başardım ve alkışı hak ettim. :-Pp Sıra makyaja geldi. Tabi makyaj denilince simsiyah kalemle boyanmış gözler, allı morlu dudaklar,yanaklar aklınıza gelmesin lütfen. Bi eyeliner, far, pudra (gerekli gördüğüm zamanlarda) ve de ruj. İşte size makyajjj ! Bunu da çok görmeyin bana. Lütfen yani, rica ediyorum :) Kuaförüme bu halde gittiğimde, makyaj da yapalım mı sorusuyla karşılaşmıştım vaktinde.Görünmez makyaj yaptım da benim mi haberim yok diye aynaya refleksle bakmıştım. Anlayacağınız benim makyaj dediğim, onlar için hiçbir şeymiş. Benimki oldukça doğal, yok denecek kadar azmış :)

Uzun bir hazırlık sürecini geride bıraktıktan sonra kendimi dışarıya atabildim. Hızlı adımlarla bilinen caddeleri, sokakları geçtim. Sanki geç kaldım. Koştura koştura niye gidiyorsun ki !? Yavaş yavaş gitmek dururken.. İstanbul hayatı, insanı ister istemez bu hale getiriyor sanırım. Kendi kurallarıyla üzerinizde hakimiyet kurmak istiyor sanki.Tabii onca hıza vücut dayanır mı? Bide bastırmıyor mu ter, sel oldu olacak. Sanki 40 derecelik kaynayan bir kazanın içine attılar beni. Neyse ki 5-10 dakika sonra normal şartlar altına döndüm. Yoksa halimiz duman :)

Vee sonunda okuluma ayak basıyorum. İçimde deli gibi esen rüzgarlar var. Çünkü iki dersimin de vize sonuçları açıklanacak bugün. Biri hariç olmak üzere, diğeri pek iç açıcı geçmemişti. Aklımda acaba kaç aldım soruları uçuşup durdu ders saatine kadar. Neyse ki ilk dersimize girdik. Hocanın elinde sınav kağıtları malum. Hocamız, sınav sonuçlarını açıklamadan önce sınıf ortalamasını ve sonrasında not skalasını tahtaya yazıp, benim heyecan katsayımın zirvelerde gezinmesine neden olur. Ve tahtaya not aralıklarını yazmaya başlar :
100 - 90 : Yok
Sınıf : Aaaa..
89 - 80 : Yok
Sınıf : O da mı yokk? Aaaa..
79 - 70 : Yok
Sınıf : Nasıl yani, yok mu? Hocaağğmm,  sınav çok zordu zaten. Hiç sınıfta çözdüğümüz sorulara benzemiyordu, çok farklıydıııı...
69 - 60 : 41 kişi
Sınıf : Birbirinden değişik kahkaha patlatmakta
Hoca : Akademik hayatımda bugüne kadar hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım.(41 kişinin aynı aralıkta not alması)
Tabii diğer arkadaşlar ilk vizelerinden daha yüksek aldıkları için keyifler tıkırında. Ancak ben ve çevremdeki arkadaşlarımın gıkı çıkmıyor. Neden böyle oldu diyen bakışlar atıyoruz birbirimize. Sonunda kendimize, sınıf ortalamasında en yüksek notu aldığımızı hatırlatarak, mutlu etmeye çalışıyoruz ve derse giriş yapıyoruz. Uzun uğraşlar sonucunda dersi 2 saat kadar önce bitirtebilmeyi başarıyoruz ve kendimizi bahçeye, kafelere, oraya buraya atıyoruz.

Keşke bu kadarla bitseydi. Gelelim ikinci dersimize. Amfiye adımımızı attık mı, attık. Sıra sınav sonuçlarına geldi mi, geldiii. Elimde kağıdım ve bana bakan 57,5 . Ben NE!? diye tepkimi gizleyemezken, hemen yanlış hesaplama yapılmış olmasını umaraktan her sorunun yanındaki puanları tek tek tek topladım. Ama YOK! İnatla 57,5. Sonrasında gözüm, bir sorunun üzerine not edilmiş yazıya ilişti. Tam olarak aynısını yazıyorum : " Bu yan grubun sorusu ile karışık" Ben bu cümleyi algılamaya çalışıyordum ki ampul yandı kafamda. Bu, şu anlama gelmiyor muydu : "Sen, diğer grubun sorusunun cevabını, kendi sorunmuş gibi yapmışsın." Neyse, sakinleşip hocanın yanına gittim. Güzel bir üslupla, yazmış olduğu notu nasıl anlamam gerektiğini sordum.(Belki ben yanlış bir anlam yüklemişimdir diye) Bana yazdığını tekrar okudu ve benim ağzımı açmama fırsat vermeden : " Zaten o sorudan sıfır almışsın!" dedi. Daha ne uğraşıyorsun gibilerinden."İmkansız!Mümkün değil." dedim. Soru kağıdına baktı; ama benimki değil, diğer grubunkini bulabildi. İşte vs. derken sözcükler yuvarlanıp, gitti boşlukta. Yanındaki kişiye yöneldi.. Ya bu nasıl olabilir!? Allah aşkına.. Hepimizin arasında birer sıra ara var o sınavda, yanımdaki adamın zaten ders ile hiçbir ilgisi yok. Tam konsantre olmuşken seslenip, dikkatimi dağıtması da cabası. Adımı ezberlemeye çalışıyor sanki : Psstt..Senorita, şu soru nasıl çözülecek? Senorita şu sorunun cevabını buldun mu? vs. Çevremde bana yardım eli uzatabilecek bir Allah'ın kulu yoktu o sınavda yani. Ben nasıl diğer grubun sorusundaki verileri kullanıp, kendi sorumun cevabı gibi kağıdıma yazabilirim!? Biri bana bunun mantıklı açıklamasını yapabilir mi?? Diğer birçok öğrenci gibi profesyonel kopya çekebilme yeteneğim olsaydı keşke. Beceriksizim napiimm. Bazen "keşke çekebilsem" diyorum; ama yaş kemale ermiş. Bu saatten sonra da böyle bir işe girişemem, girişsem bile elimi yüzüme bulaştırırım kesin!
Tabii bu ruh durumu içerisindeyken ( moralim alt üst olmuş bir şekilde) dersi dinlemeye çalıştım, 3 saat boyunca!

Saatler beşe on kalayı gösterdiğinde kendimi adeta dışarı attım. Bol oksijeni ciğerlerime doldurmaya çalıştım. Her bir hücremin o oksijene ihtiyacı olduğunu düşünerekten nefesimi alıp, bir kaç saniye içimde tuttum.

Dakikalar sonra evimdeyimmm..Evim evim güzel evim :)

Dün akşam, bulaşık makinemiz bozulma tehdidinde bulunmuş olsa da ( çalıştırınca garip garip sesler çıkarmaya başlamıştı.), bu tehdidini uzun süre devam ettirmedi. Yoksa onca tabak, çatal, bıçak yıkanmak için ellerimden öpecekti. "Yıka bizi, yıka bizi!" diye başıma üşüşeceklerdi. Neyse ki düşündüğüm şey olmadı. Ancakk...İşin sevimli kısmı burada sona eriyor. Yıkanan bulaşıkları yerleştirmek üzere elime aldım. Bir de ne göreyim. Üzerlerinde deterjan izleri kalmış. Acaba tekrar mı yıkasam n'apsam diye düşünürken, ellerimi tabakları durularken buldum. Tam işim bitmişti ki, gelen kutumda bir mesaj. Mesajı "Aç" diyorum, açmıyor. "Aç" diyorum, açmıyor. Debelenip duruyoruz. Sonunda kim galip geldi dersiniz? Tabiki telefonum! Diyorum ya, bugün bir tuhaflık var diye...

Şimdi fark ettim de baya uzun bir yazı olmuş. Bütün içimi döktüm galiba bugün, ohhhh :) Bugünün bitmesini dört gözle bekliyorum. Yarın bu rüyadan uyanmış olarak kalkmak dileğiyle. Sağlıcakla kalın !

Not : Başlangıç için pek karamsar bir blog oldu. İnanıyorum ki, ilerleyen günlerde pozitif yazılarımla da karşılaşacaksınız. ;-) - 10 Mayıs 2011 - Salı günü -

2 yorum:

Balköpügü dedi ki...

merhaba öncelikle çok teşekkür ederim güzel yorumun için :)
blogun çok tatlı olmuş hem tasarım olarak hem de yazdıkların çok sevimli ve içten bence hiç bir eksiği yok ama daha çok okunmak istersen daha çok kişiyi takip et derim ben :) tekrar görüşmek üzere..

Senorita dedi ki...

Çok teşekkür ederimmm ^.^ Fikirlerini dikkate alacağım ;) En kısa zamanda görüşmek üzere...